<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Ahirzaman Sohbetleri</title>
	<atom:link href="http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com</link>
	<description>Rabbe Açılan Pencereniz</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 Sep 2009 03:34:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='ahirzamansohbetleri.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Ahirzaman Sohbetleri</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/osd.xml" title="Ahirzaman Sohbetleri" />
	<atom:link rel='hub' href='http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Kromozomlar,Yaratılış Gerçeği Adem ve Havva İspatı,Evrimin Sözde Bilinci,Evrimcilere Sorular</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/kromozomlaryaratilis-gercegi-adem-ve-havva-ispati/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/kromozomlaryaratilis-gercegi-adem-ve-havva-ispati/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 03:22:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Allahın Varlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere Sorular]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizme Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik]]></category>
		<category><![CDATA[Genetik Bilimi Adem ve Havva]]></category>
		<category><![CDATA[Kan grupları]]></category>
		<category><![CDATA[Kan gurubu adem havva]]></category>
		<category><![CDATA[Kromozomlar]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratılış ve genetik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Evrim teorisi ve yaratılış konusunda sitenin birinde gezinirken daha önce cevap verdiğim emre ve arkadaşları tarafından ortaya atılan bir iddia vardı?İddiaya göre eğer biz tek atadan yani biz yaratılışçıların iddia ettiği gibi Adem ve Havva dan meydana geldiysek ırkların nasıl oluştuğuydu.Bende Çekiniklik baskınlık…..genler…..çarprazlamalar…..çevresel faktörler… mendel yasaları……kısacası kalıtım ve genel biyoloji bilgisinden söz ettikten sonra bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=358&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/chromosome_real.jpg?w=441&#038;h=199" alt="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/chromosome_real.jpg?w=441&#038;h=199" width="441" height="199" /></p>
<p>Evrim teorisi ve yaratılış konusunda sitenin birinde gezinirken daha önce cevap verdiğim emre ve arkadaşları tarafından ortaya atılan bir iddia vardı?İddiaya göre eğer biz tek atadan yani biz yaratılışçıların iddia ettiği gibi Adem ve Havva dan meydana geldiysek ırkların nasıl oluştuğuydu.Bende<br />
Çekiniklik baskınlık…..genler…..çarprazlamalar…..çevresel faktörler… mendel yasaları……kısacası kalıtım ve genel biyoloji bilgisinden söz ettikten sonra bir soru sordum</p>
<p>İnsanların genlerinde çekinik ve baskın karakterlerin olduğunu düşündüğümüzde Tek atadan, farklı renk ve ırkların ortaya çıkmasına engel nedir?</p>
<p>Arkadaşın biri sağ olsun cevap vermeye çalışmış ve eğer kalıtsal özellikler y kromozomundan taşınıyorsa ihtimalin sıfır olduğundan bahsetmiş.Tarafsızlık açısından cımbızlama yapmadan arkadaşın cevabını alıntılıyorum</p>
<blockquote><p>ademden geldiysek çekinik genlerin ortaya çıkması mümkün değildir…</p>
<p>çekiniklerin ortaya çıkması için 2 çekinik genin dominant olarak sahip olan 2 bireyin çiftleşmesi lazım..</p>
<p>haaa sen adem ve havvaya heterozigot diyorsan o ayrı tabi <img src="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif" alt=":D" /> tabi bu çekiniklik y kromozomunta taşınıyorsa ortaya çıkma ihtimalide adem havva teorine göre 0…</p></blockquote>
<p>Evet ihtimalin sıfır olduğunu söylemiş ve canlıaların adem ile havvadan türeyemeyeceğini iddia etmiştir&#8230;.Uzatmadan kromozomların ne olduğunu ve adem ile havva dan geldiğimizi iddia etmek gerçektende bilim dışımıdır bunu inceleyelim&#8230;Öncelikle&#8230;<span id="more-358"></span></p>
<p><strong>Kromozom Nedir?</strong></p>
<p><strong>Kromozom</strong>, (Yunanca, <em>chromos</em>(renk),<em>soma</em>(vücut); <a title="DNA" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/DNA">DNA</a>&#8216;nın &#8220;<a title="Histon" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Histon">histon</a>&#8221; proteinleri etrafına sarılmasıyla, yoğunlaşarak oluşturduğu, canlılarda <a title="Kalıtım" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kal%C4%B1t%C4%B1m">kalıtımı</a> sağlayan genetik birimlerdir.(vikipedi)</p>
<p>Evet kromozom dna üzerinde kalıtımı sağlayan genetik birimlerdir.Bizlerin özellikleri ve kalıtsal metaryali  anne ve babamızın kromozomlarında buluan genlerin etkisiyle çekinik ve baskın karakterlerin dağılımı ile  oluşmaktadır. Bu kromozomlar bilim dilinde X ve Y olarak isimlendirilmekte olup bayanlarda XX şeklinde erkeklerde ise XY şeklinde bulunmaktadır.Üreme esnasında bunlar ayrılarak annenin genleri ve babanın genleri çarprazlama olayı ile çarprazlanır ve meydana gelen yeni gen dizilişiyle bizim özelliklerimiz oluşur.Tabi bu çarprazlamadan her gelen gen insana etki edicek diye bir şey mevcut değildir.Baskın ve çekinik karakterler bulunmaktadır.Baskın karakter her zaman insanda oluşurken çekinik bir karakterin insanda görülmesi için iki çekinik karakterin karşılıklı olarak gelmesi ve anne ve babanın genlerinde bulunması gerekmektedir&#8230;.</p>
<p>Kromozomdan azcıkın bahsettikten sonra gelelim ırkların oluşumuna&#8230;Evet insan her zaman dediğimiz gibi kalıtsal metaryalinin dışına hiçbir zaman çıkamaz.Yani çevresel faktörler ne olursa olsun hiçbir zaman için insanlıktan çıkıp başka bir türe dönüşmez&#8230;Irkların oluşumundada eğer adem ile havva nın genlerinin hepsinin heterozigot olduğunu düşünürsek yani oluşabilcek karaktere ait çekinik baskın karakterlerin hepsinin yaradan tarafından heterozigot şekilde dizayn edildiyse türlerin oluşumu gayet normal bir durumdur&#8230;.</p>
<p>En basitinden kan grubu örneği ile bunu açıklayalım&#8230;Bilindiği A,B,AB ve 0 olmak üzere 4 çeşit kan grubu mevcuttur.Bu gruplar A,B ve 0 genleri ile aktarılır.A ve B baskın olup 0 çekiniktir&#8230;Şimdi eğer Hazreti ademin kanı A0 Hz. Havva nın ise B0 Şeklinde ise olucak çocuklarının hepsinin A Kan grubuna B kan grubuna ve 0 kan gurubuna sahip olma olasılıkları vardır&#8230;.Görüldüğü gibi çeşitlilik tek atadan meydana gelinebilmekte&#8230;.</p>
<p>Örnekler dahada çoğaltılabilir.Ama bu kan gurubu konusunda bütün insanlardaki kan gurubunun ikili adem ve havva yaratılışımdan olduğunu ispatlaması örneğin herhangi bir insanda veya insan topluluğunda eğer ki C gurubu bir kan gurubu olsaydı eğer Adem ve Havvadan gelişimiz imkansız olacaktır.Şimdi yaratılışı inkar eden evrimci görüşe soruyorum</p>
<p>Neden C şeklinde bir kan grubu yok ?</p>
<p>Kan grubunun bu şekilde olması neden adem ve havva yı ispatlıyor?</p>
<p>Neden bilinçsiz evrim sonsuz kan grubu yerine adem ve havvayı ispatlayan bu kadar az kan gurubu çıkarmıştır?</p>
<p>İnandığınız tesadüfler ne tesadüftür ki onlarca binlerce kan gurubu oluşturabilirken bu şekilde 4 tane kan gurubu oluşturmuştur?</p>
<p>Sonsuz ihtimalden bu 4 ünün gelmesi ne derece imkansız bir tesadüftür bu tesadüfle açıklanabilir mi?</p>
<p>En basitinden bir kan gurubu olsa Adem ve Havva teorisinin geçersizliği ispat edilebilecekken neden sadece ve sadece Adem ve Havva ya uyan 4 tane kan gurubu vardır?</p>
<p>Aynı şekilde insan renklerine bakalım zenci ve beyaz renkler mevcut bilindiği üzere ve zenci baskın&#8230;.Zencilik genine baskın olduğundan ona&#8221; Z&#8221; beyazlık genine ise &#8220;z&#8221; diyecek olursak eğer ki akıllı yaratılışla Adem babamızın genleri Zz Havva annemizin genleri Zz olsa oluşucak çarprazlamalar sonucu zz, Zz, Zz, ZZ genleri oluşabilmekte..zz karakteri beyaz insanları oluşturmakta diğerleri ise Z baskın olduğundan siyahi karakteri oluşturmaktadır.Eğer ki bir başka renk diyelimki yeşil rengi de oluşmuş olsaydı Hz adem ve havvvadan üremediğimiz kesinlikle ispatlanmış olacaktı.Sadece tek bir farklılık koskoca düzenli alemde tek bir farklılık yeşil insan geni olsaydı o zaman 2 insandan gelmeyeceğimiz ispatlanmış olacak ve Adem ile Havva teorisi en baştan iptal olucaktır.Ki evrim bilinçsiz bir mekanizma olduğu için sonsuz tane gen oluşma olasılığı var..Şimdi sorular tekrar geliyor</p>
<p>Evrimciler,</p>
<p>Evrime göre sonsuz tane insan rengi oluşabilirken neden sadece siyahi ve beyaz renkler mevcuttur?</p>
<p>Evrim teorisi bilinçsiz bir mekanizma olduğuna ve sizin bahsettiğiniz o insanın atası olan bütün hayvanlara  etki ettiğine göre neden daha fazla renk türü oluşturmamıştır bu evrim mekenizması?</p>
<p>Sonsuz tane renk oluşma ihtimali varken neden sadece 2 tane insandan gelmesi ile yetebilecek kadar renk oluşmuştur?Ve hazreti adem ve havvayı desteklemektedir?</p>
<p>Evet eğer ki evrim bilinçsiz mekanizma ise ve kan grupları ırkların renkleri gibi özelliklerin hepsinin aslında sonsuz tane ihtimali olmasına karşın sanki bu bilinçsiz mekanizma bilinçliymiş gibi sadece 2 tane insandan tüm insanlığın çoğaldığını ispat eder gibi neden bunlar bu şekilde tesadüf gelmiştir?Çok basit bu özelliklerin herhangi bir tanesi daha değişik olmuş olsaydı yani o bilinçsiz mekanizma bir tane daha kan grubu üretseydi adem ve havva otomatikman iptal olacaktı&#8230;Oysaki böyle olmaması insanların iki tane insandan gelebileceği gerçeğini desteklemekte ve sözde bilinçsiz evrimin neden hep böyle yaptığını düşündürmektedir bizlere&#8230;Acaba sonsuz ihtimal varken neden hep yaratılışı destekler şekilde işlemiştir bu evrim eğer varsa?Evrimin olmadığı sonsuz çürütebilcek ihtimal varken hiçbirinin meydana gelmemesinden sadece yaratılışı destekler özelliklerin gelmesinden apaçık ortadadır.Fosil kayıtlar evrim açmazları ve daha birçok şeyde bunu kanıtlamaktadır.Hal böyle iken insan neden tesadüfü ilah edinir ki?</p>
<p>Selam ve Sevgi İle</p>
<p>Not:Yazıda hatalar olabilir zamanla düzelteceğim yayınlanması biraz acele oldu.Mühim olan sorulardır zaten</p>
<p><em><strong><br />
</strong></em></p>
<p><em><strong>Ahirzaman Sohbetleri</strong></em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/358/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=358&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/kromozomlaryaratilis-gercegi-adem-ve-havva-ispati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>14</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/chromosome_real.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">http://allahinayetleri.files.wordpress.com/2008/05/chromosome_real.jpg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:D</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>GÜRCİSTAN&#8217;DA FOSİL BULUNDU, DARWİNİST MASALLAR YENİDEN ALTÜST OLDU</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/gurcistanda-fosil-bulundu-darwinist-masallar-yeniden-altust-oldu/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/gurcistanda-fosil-bulundu-darwinist-masallar-yeniden-altust-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 01:10:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ara Fosil Aldatmacası]]></category>
		<category><![CDATA[Darwinist Yalan ve Kandırmacaları]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Teorisinin Çöküşü]]></category>
		<category><![CDATA[Fosil]]></category>
		<category><![CDATA[Gürcistanda Bulunan Fosilller]]></category>
		<category><![CDATA[Gğrcistan Fosilleri evrime delil mi]]></category>
		<category><![CDATA[Independent]]></category>
		<category><![CDATA[Indıpendent Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Indıpendent Gazetesi Fosil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=368</guid>
		<description><![CDATA[9 Eylül 2009 tarihli The Independent gazetesi önemli bir fosil bulgusunu kapak yaptı. Gazetenin, “İnsanın tarihini tekrar yazan fosil” başlığı altında duyurduğu haberde, Gürcistan’ın Dimanisi bölgesinde bulunan birden fazla insana ait fosil kalıntıları konu edilmişti. Ve bu fosil, özellikleri ve yılı sebebiyle Darwinist senaryoları tamamen altüst etmişti. Darwinistler, insanın hayali evriminde sıkça malzeme olarak kullandıkları, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=368&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"><img src="http://us2.harunyahya.com/Image/gurcistan_fosili.jpg" border="1" alt="" hspace="5" vspace="5" width="300" height="205" align="texttop" /></span></p>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">9 Eylül 2009 tarihli <em>The Independent</em> gazetesi önemli bir fosil bulgusunu kapak yaptı. Gazetenin, “İnsanın tarihini tekrar yazan fosil” başlığı altında duyurduğu haberde, Gürcistan’ın Dimanisi bölgesinde bulunan birden fazla insana ait fosil kalıntıları konu edilmişti. Ve bu fosil, özellikleri ve yılı sebebiyle Darwinist senaryoları tamamen altüst etmişti. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"><span id="more-368"></span><br />
</span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Darwinistler, insanın hayali evriminde sıkça malzeme olarak kullandıkları, fakat aslında günümüz insanından başka bir şey olmayan homo erectusun 1.9 milyon yıl önce Afrika’da ortaya çıktığını iddia ederler. Bulunan fosiller ise, 1.8 MİLYON YILLIKTI VE AVRASYA’DA BULUNMUŞTU. Bu durum, yıllardır okullarda okutulan evrim masallarının “sahte” olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Darwinistlerin ünlü “AFRİKA’DAN GÖÇ” SENARYOSU, DİĞER TÜM EVRİMCİ SENARYOLAR GİBİ BİR KEZ DAHA HÜSRANA UĞRADI. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Fakat bu örnek, yeni değil. Darwinistler, sıklıkla, kurguladıkları senaryolardan “kusura bakmayın yanlış yapmışız” diyerek geri adım atarlar. Daha doğrusu, geri adım atmak zorunda kalırlar çünkü evrim senaryolarını bir türlü bilimsel delillere uyduramazlar. Hayali olaylara dayanan senaryolarını altüst eden gerçek fosiller ortaya çıkınca ise yapabildikleri tek şey uydurma hikayeyi biraz daha değiştirip insanlara sunmak olur. Bu o kadar sık gerçekleşir ki, hayali atalar değişir, tarihler değişir ve bir anda hayali ata ile torun aynı tarihte var oluverir. Darwinistlerin sakladıkları Yaratılış’ı ispat eden 250 milyon fosilin deşifre edilmesi işte bu sebeple Darwinistler açısından büyük bir hüsrana yol açmıştır. Bu fosiller, Darwinistlerin evrim adına uydurdukları her senaryoyu ortadan kaldırmıştır. Çözüm bulamadıklarından Darwinistlerin şu anda tek yapabildikleri, 250 milyon fosili görmezden gelmeye çalışmak ve eski yöntemleri “ya tutarsa” mantığıyla uygulamaya devam etmektir. Unuttukları nokta ise, tüm dünyanın artık 250 milyon fosili görmüş ve evrimin bir safsata olduğuna kanaatlerinin gelmiş olmasıdır. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Yeni fosillere göre şekil değiştirmek, bir bakıma, Darwinist aldatmacanın hangi boyutlara ulaşabileceğini de açıkça göstermektedir. Uydurma </span><a href="http://www.harunyahya.org/evrim/birzamanlar/birzamanlar11.html"><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">at serisi</span></a><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">, sırf bu sebeple 20’den fazla kez şekil değiştirmiştir. Yeni bulunan fosiller sürekli olarak bu sahte seriyi ortadan kaldırmış, tırnak sayıları, boy oranları ve tarihler bir türlü birbirini tutmamış, fakat Darwinistler geri adım atmamak uğruna, sürekli saçmalıklarla dolu yeni bir atın evrimi senaryosu oluşturmuşlardır. Bu senaryo, pek çok Darwinist’in de açıkça itiraf ettiği şekilde DARWİNİZM ADINA BİR UTANÇ VESİLESİDİR. Fakat aynı zamanda Darwinist sahtekarlığı anlayabilmek için iyi bir örnektir. Son olarak, 45 milyon yıllık at fosili, bu teoriyi tam anlamıyla yıkıp geçmiştir. Çünkü Darwinistlere göre, 50 milyon yıl önce atın ancak köpek büyüklüğündeki hayali atasının var olması gerekmektedir. Bu dev yenilginin ardından fanatik Darwinistler safında bile büyük bir sessizlik hakim olmuştur.<br />
</span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"><img src="http://us2.harunyahya.com/Image/SM1983_bronco_skull.jpg" alt="" hspace="5" vspace="5" width="300" height="264" align="middle" /></span></div>
<div><a href="http://www.yaratilismuzesi.com/fosiller/fosil.php?Id=8350"><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">45 milyon yıllık yabani at kafatası</span></a><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> günümüz yabani atlarından tamamen farksızdır. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Şimdi, bulunan fosil ile “Afrika’dan göç” senaryosu allak bullak olunca, Darwinistler ciddi anlamda küçük düşürücü bir iddia ile durumu kurtarmaya çalışmaktadırlar. Bu iddiaya göre, hayali ilk insan Afrika’dan kalkıp Avrasya’ya gitmiş, sonra her nedense orayı beğenmeyip Afrika’ya geri dönmüştür. Neden? Çünkü bulunan yeni fosil sonrasında sahte evrimin sahte senaryosuna en uygun olan uydurma hikaye budur da ondan&#8230;</span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Darwinistler, muhtemelen </span><a href="http://us1.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/5440/TURK_MILLETI_NI_"><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Darwin’in izini</span></a><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> takip ettiklerinden, kendilerince Türk halkını açıkça küçük görmekte, necip milletimizin kolayca kandırılacağı yanılgısına kapılmaktadırlar. Çünkü bu izahlar, ancak ve ancak karşı tarafla aldanacağını umarak, karşı tarafı saf hatta cahil görerek sarf edilebilecek türden sözlerdir. Darwinistler, daha önce tüm dünyayı basının, propagandanın ve eğitimsizliğin etkisiyle aldattıkları için, bu yöntemin hala geçerli olduğunu zannetmektedirler. Oysa TÜRK MİLLETİ ARTIK ALDANMAMAKTADIR. Türk milleti, artık bilimsel delilleri görmüş, buna göre kararını vermiş ve doğruyu anlamış son derece üstün nitelikli bir millettir. Ve kendisini kandırmaya çalışan aciz durumdaki Darwinistlerin piyonu olmayacaktır. İşte bu sebeple, Darwinistlerin artık bu zavallı izahlardan medet umma zamanları artık sona ermiştir. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><strong><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Homo erectus’u hala insanın atası olarak göstermeye çalışan zihniyet, zavallı bir zihniyettir </span></strong></div>
<div><strong> </strong></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Darwinistler açısından içler açısı olan, geçersizliği anlaşılmış iddialardan hala bir şeyler beklemeleridir. Homo erectusların soyu tükenmiş bir insan ırkı olduğu defalarca delilleriyle ortaya konulmuştur ve söz konusu fosille ilgili bilim adamlarının izahları da bu yöndedir. Buna karşın, Darwinistler hala homo erectusların, insanın hayali atası olduğu yalanını empoze etmeye çalışmaktadırlar. Çünkü amaç, yıllardır zihinlerde oluşturduklarına inandıkları insanın evrimi senaryosunu demagoji yoluyla canlı tutabilmektir. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Homo erectus olarak bilinen canlılar, tıpkı neandertaller gibi soyu tükenmiş bir insan ırkıdır. Günümüz insan ırklarından farksızdırlar. Detaylı bilgi için bkz: </span><a href="http://tr1.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/15911/HOMO_ERECTUS"><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">http://tr1.harunyahya.com/Detail/T/7EZU2FZ0164/productId/15911/</span></a><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">. Nitekim Gürcistan’da bulunan söz konusu fosilleri inceleyen bilim adamlarının izahlarına bakıldığında da bu gerçeğin tekrar teyid edilmiş olduğu görülmektedir.<br />
</span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Fosilleri inceleyen Gürcistan Ulusal Müzesi’nden Darwinist Profesör David Lordkipanidze, söz konusu fosillerle ilgili olarak, bu canlıların sosyal ve bilişsel kabiliyetlere sahip olduklarını, oldukça iyi konuştuklarını, bacaklarıyla kaval kemiklerinin günümüz insanınki ile aynı olduğunu belirtmiştir. Lordkipanidze, aynı zamanda bu insanların vücut oranlarının incelendiğinde, günümüz insanlarından hiçbir farklarının olmadığının anlaşıldığını da belirtmeden edememiştir. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Homo erectusların küçük beyin hacmi, bilindiği gibi bugün dünyada yaşayan bazı insan topluluklarının beyin hacmi ile aynıdır. 1.5 metrelik boy uzunluğunun ise günümüzde pek çok insan için söz konusu olabildiği ve evrimin bir delili olarak sunulamayacağı kuşkusuz ki aşikardır. İşte Darwinistlerin “insanın hayali atası” olarak ilan ettikleri bu canlılarla ilgili ellerindeki tek delil ise, bunlardır. </span></div>
<div><span style="font-family:Verdana;font-size:small;"> </span></div>
<p><span style="font-family:Verdana;font-size:small;">Gürcistan’da bulunan yeni fosil, Darwinizm’e delil değil, çöküş getirmiştir. Darwinistlerin, ilkel ata ve Afrika’dan göç gibi bütün aldatmacalarını sona erdirmiştir. Darwinizm, bulunmuş olan 250 milyon fosil ile zaten çökmüş olduğu gibi, yeni bulunan fosiller de her geçen gün aynı darbeyi bu sahte teorinin üzerine indirmektedir. Darwinistler safındaki zavallılık ve perişanlık, gün geçtikçe daha da artacak ve Darwinizm çok yakın bir tarihte yeni nesillerin alay konusu olacaktır.</span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/368/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=368&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/gurcistanda-fosil-bulundu-darwinist-masallar-yeniden-altust-oldu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://us2.harunyahya.com/Image/gurcistan_fosili.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://us2.harunyahya.com/Image/SM1983_bronco_skull.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İlk İnsan Ve Kainatın Yaratılış Yaşı</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/ilk-insan-ve-kainatin-yaratilis-yasi/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/ilk-insan-ve-kainatin-yaratilis-yasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 01:01:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateizme Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[İslama Atılan İftiralara Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Sorularınız Ve Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Adem Ve Havvanın Yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyanın ömrü]]></category>
		<category><![CDATA[Dİne Göre kainatın yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Kainatın yaratılması]]></category>
		<category><![CDATA[İlk İnsan Kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanlık tarihi kaç yıl]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın yaratılışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[İlk insan Hz. Adem&#8217;den bu yana ne kadar zaman geçmiştir? Ve bu hususta ileri sürülen yüz binler yıllık tarihler, ne derece doğrudur? Bugünkü kabule göre, dünya 5 milyar yıl önce sıcak ve yoğun bir gaz kümesi idi. 4 milyar yıl önce ise, koyu bir ateş topu halinde bulunuyordu. Hayat ise, tek hücrelilerin ortaya çıktığı 1 [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=365&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.temha.net/cografya/diger/uzay/gunes_sistemi.jpg" alt="http://www.temha.net/cografya/diger/uzay/gunes_sistemi.jpg" width="418" height="145" /></p>
<p><strong>İlk insan Hz. Adem&#8217;den bu yana ne kadar zaman geçmiştir? Ve bu hususta ileri sürülen yüz binler yıllık tarihler, ne derece doğrudur?</strong></p>
<p>Bugünkü kabule göre, dünya 5 milyar yıl önce sıcak ve yoğun bir gaz kümesi idi. 4 milyar yıl önce ise, koyu bir ateş topu halinde bulunuyordu. Hayat ise, tek hücrelilerin ortaya çıktığı 1 milyar yıl öncesine dayanıyor.</p>
<p>Bu tahmin, çağlar boyunca zamanın hep aynı aktığı ve sabit kaldığı düşünülerek yapılıyor. Halbuki zamanın değişken bir boyut olduğu ve onun, atomda, ışınlarda, olayların başında ve sonunda farklı bir seyir takip ettiği anlaşıldı. Bu durum, bir ırmağın yeryüzü şartlarına göre aynı hızlarda seyretmemesine benziyordu.<span id="more-365"></span></p>
<p>Zaman, mesela, ilk çağlarda genişleme gösterip durgun akabildiği gibi, asrımızdaki şekliyle de daha hızlı bir seyir takip edebiliyor. İlk çağlardaki iri hayvan ve bitkilerin, şimdikilere oranla on kat daha fazla yaşadıklarına bakılacak olursa, o çağlarda zamanın on kat daha yavaş aktığı söylenebilir. Bu durumda yaş hesaplamalarını, şimdiki zaman akışına göre yaklaşık (1/10) onda bir ölçüsünde küçültmek mantıklı olur. Buna göre Güneş Sisteminin 4 milyar değil 400 milyon, hayat başlangıcının 1 milyar yıl değil 100 milyon yıl önce ortaya çıktığı ve 100 bin yıl olduğu farz edilen insanlık tarihinin 10 bin yıl olduğu sonucu ortaya çıkar.</p>
<p>Cisimler hızlandığında ve ışık hızına yaklaştığında, mutlak sandığımız değerlerin bir bir değiştiğini gözleriz. Mesela ışık hızına çok yaklaşan birinin zamandaki seyri, bize göre 14 defa daha yavaştır. Yani o kişi 1 yıl yaşadığında, biz 14 yaş almış oluruz. Bu hızda seyreden birinin sadece zamanı değil, boyu da değişikliğe uğrayarak yarıya iner. Ağırlığı ise üç misli artar. Diğer bir ifadeyle, ağırlığı 70 kg&#8217;dan 210 kg&#8217;a yükselen o kişinin elindeki metre yarı yarıya kısalmış, kolundaki saat ise yerdeki bir insana göre 14 defa daha yavaşlamıştır. O kişinin böyle bir saatle kainatın geçmişini ve insanlığın tarihini ölçmesi halinde ulaştığı sonuçlar doğru olabilir mi? Aynı şekilde yerdeki biri de, enerji dünyasını normal saat ve cetvelle ölçmeye teşebbüs ederse başarı elde edebilir mi? Maddi alemin çapını, kütle hesabını ve zamanını bu ölçülerle incelersek doğru sonuçlara ulaşamayız. Aynı hesaplamayı, enerji dünyasında yaşayan enerji-varlık cinlerden biri yapmaya kalkışsa, enerjinin ölçüleriyle maddi dünyayı ölçmeye çalışsa, doğru sonuçlar elde edemeyecektir.</p>
<p>Radyoaktif elementler, “yarı ömür” denen sırlı bir olayla, belli bir zaman sonra, esrarını bilemediğimiz bir şekilde enerji denen mahiyete çevrilir. Mesela 1 kg. Uranyum, 1620 sene sonra yarım kiloya iner. Bu süre Uranyumun yarı ömrüdür. Maddenin bir şekli ve boyutu varken onun hamuru ve aslı olan enerjinin, boyutsuz ve zamansız dünyasının sırlarına henüz vakıf değiliz. Bildiğimiz bir şey, enerjinin ışık hızında olduğu ve maddeden tamamen farklı özellikler sergilediğidir. Radyoaktif elementlerin belli bir zaman sonra yarıya inmesi, canlıların özellikle yakın geçmişleri ile ilgili ipuçları vermektedir. Ne var ki, biz, hesaplamaları hep madde konusuyla ele alıyoruz. Bu hesabı enerjinin ölçülerine göre yaparsak: Yani neredeyse ışık hızı dediğimiz ışık hızının %99 küsuru ile ele alırsak (Elektron gibi birçok atomaltı ve kozmik parçacıklar bu hızda seyrederler. Tabii ki bu hızda parçacık değil ışın halindedirler), hesaplarımızda düzeltme yapmak zorunda kalır ve kainatın yaşının 16-20 milyar yıl değil, bunun on dörtte biri olduğu sonucuyla karşılaşırız. Dünyanın yaşı ise 4 milyar yıl yerine 300 milyon yıl bulunur. 100 bin yıl önce ortaya çıktığına inandığımız insanlık tarihi ise, aniden 7000 yıla iniverir.</p>
<p>Bu anlatılanları destekleyen meselenin bir başka yönü de, ivmeli bir artış gösteren dünyanın şu andaki nüfus miktarıdır. Eğer insanlık tarihinin 15 bin yıldan bu yana devam ettiği ve bu tarih boyunca ortalama ömrün hep 70 yıl olduğu kabul edilirse, dünya nüfusu yapılan hesaplamalara göre şimdi 1 trilyon civarında olmalıydı. Şu andaki teorik anlayışa göre yüz binler yıl olduğu ileri sürülen insanlık tarihinin 15 bin yıldan daha kısa olması gerekiyor. Bu da kafi gelmemekte, atalarımızın ilk zamanlar 600-1000 yıl gibi daha uzun ömürlü olduklarını kabul etmek durumundayız. 100 sene sonra dünya nüfusunun ne kadar olacağını tahmin edebileceğimiz gibi, aynı tahmini geriye doğru gittiğimizde, Hz. İsa döneminde dünya nüfusunun 250 milyon kadar olduğu hesaplanıyor (Miller, C.Tyler. “Living In the Environment” Kaliforniya A.B.D. 1975). Dünya nüfusuna tesir eden veba gibi salgınlar ve savaşlarda ölenlerin ancak nüfusun yüzde bir buçuğuna tekabül ettiği kabul ediliyor. Bu durumda insanlığın ömrünün yüz binler yıl olduğu iddiası da geçerliliğini kaybediyor. Sadece nüfus artış hızı bile insanlığın ömrünün 10 bin yılı geçemeyeceğini gösteriyor.</p>
<p>Bugünkü tarih hesaplamalarında kullanılan metot, termodinamik soğuma gibi kaba bir metottur. Radyoaktif yarılanmaya dayanan hesaplama metodu ise, uzak zamanlar için doğru sonuçlar vermemektedir. Bu durumda en güvenilir ve doğru kaynak, Kur&#8217;an ve Hadislerin haberleri olmalıdır. Zaten ilmin doğru sonuçları ile Kur&#8217;an&#8217;a ait gerçekler birbiriyle her zaman mutabık kalmış, birbirini çürütmemiştir&#8230; Çünkü kainat ve Kur&#8217;an, Allah&#8217;ın iki ayrı kitabıdır. Yeter ki her iki kitabı da doğru anlayalım ve yorumlamayı bilelim. Bazen görülen yanlışlıklar, yorumlayanların yetersizliğinden ileri gelmektedir.</p>
<p>Peygamberimiz “Ben insanlığın ikindi vaktinde geldim.” buyuruyor. Diğer bir hadisinde ise “Benim ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmeyecek.” buyurmuş. Günün dörtte ya da beşte biri olan ikindiden akşama kadar ki vakti 1500 yıl kabul ettiğimizde, insanlığın ömrünün 6000 &#8211; 7500 yıl arasında olduğu ortaya çıkar. Diğer bir meşhur hadis rivayetinde ise bu açıkça ortaya konmuştur: “Adem&#8217;den kıyamete kadar insanlığın ömrü yedi bin senedir.” Görüldüğü gibi bu üç hadis birbirini teyit etmekte ve tamamlamaktadır. Muhbir-i Sadık olan Peygamberimizin (s.a.v.) ahirzamanla ilgili verdiği haberler bir bir çıkmaktadır. (bkz. Kenzu’l-Ummal, h.no: 16459; Tezkiretu’l-Mevduat, I/223.; Sahavî, el-Makasıdu’l-hasene (Deylemi’den naklen), I/693, h.no: 1243; Munavî Feyzu’l-Kadir, III/547; h.no: 4278 (Deylemi’den naklen)</p>
<p><strong>Kur&#8217;an&#8217;da insanlığın ve kainatın yaşı konusunda bilgi var mıdır?</strong></p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de insanlığın geçmişi ve kâinatın teşekkül zamanı ile alâkalı çeşitli âyet ve hadisler mevcuttur. Ancak, bunlarda mesele, ya işaret nev&#8217;inden nazara verilmiş, ya da teşbihlerle belirtilmiştir. Bu sebepledir ki, gerek Hz. Âdem&#8217;in ne kadar zaman önce yaratıldığı ve gerekse kâinatın yaşının ne olduğu hususunda değişik rivayetler söz konusudur.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de göklerin ve yerin altı günde, arzın iki günde, bitki ve hayvanların ise dört günde yaratıldığı nazara verilir. (1)</p>
<p>Bir hadiste de, Allah&#8217;ın toprağı Cumartesi, dağları Pazar günü, ağaçlan Pazartesi, madenleri Salı, Nur&#8217;u Çarşamba günü, hayvanları Perşembe günü, Hz. Âdem&#8217;i de Cuma günü ikindi vakti sonunda yarattığı belirtilir. (2)</p>
<p>Cenâbı Hak, bir âyet-i kerime&#8217;de bir günün, bizim saydığımız günlerle bin yıl, bir başka âyette ise, elli bin yıl olduğunu nazara verir. Dolayısıyla burada &#8220;gün&#8221; tabirinden neyin anlaşılması gerektiği hususunda tam bir açıklık olmadığı için İslâm âlimleri arasında konuya farklı yaklaşımlar olmuştur. (3)</p>
<p>Uzayda her bir gezegen ve yıldızın hareketi farklıdır. Dünya kendi etrafında bir günde dönerken, Merkür bu dönüşünü, dünya günü ile 58.5 günde yapar. Dünyanın güneş etrafındaki dolanımı bir yıl iken, Plüton&#8217;un güneş etrafında bir defa dönüşü 248 yıldır. (4)</p>
<p>Konuya Risale-i Nur&#8217;un yaklaşımı</p>
<p>Risale-i Nur&#8217;da göklerin ve yerin altı günde yaratıldığından bahisle, insan dünyası ve hayvan âleminin altı gün yaşayacağına, kâinatın ömrünün de bu paralelde olabileceğine işaret edilir. Kur&#8217;an&#8217;da bildirilen bin ve elli bin Kur&#8217;an gününü ise, asır ve seneleri temsil eden &#8220;devir&#8221; manasında ele alır. (5)</p>
<p>Kur&#8217;an hakikatlerinin hüküm ferma olacağı süre, Risale-i Nur&#8217;da, Hz. Muhammed&#8217;in (sav) kâinatın hem çekirdeği, hem de meyvesi olduğu, dolayısıyla Kur&#8217;an hakikatlerinin de, Hz. Âdem&#8217;den şimdiye kadar, silsile halinde peygamberlerin suhuf ve kitaplarında neşredilerek nihayette Kur&#8217;an suretinde tezahür ettiği belirtilir. Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;deki âyet sayısının 6666 olmasının, bir bakıma Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in ne kadar süre hüküm ferma olacağının işareti kabul edilir.</p>
<p>Bediüzzaman, Hz. Âdem&#8217;den kıyamete kadar insanlık tarihinin, Kur&#8217;an günü ile yedi bin sene olduğunu belirten bir rivayete atfen, mutlak fetret devrinin bundan çıkarılmasıyla, 6666 senenin elde edildiğini, bunun da Kur&#8217;an âyetlerinin sayısına eşit bulunduğunu, dolayısıyla Kur&#8217;an hakikatlerinin de bu kadar süre hakim olacağını nazara verir. (6)</p>
<p>Fen bilimlerinin geçmişe bakışı fen ve felsefenin insanlık tarihi ile arz ve kâinatın geçmişi hakkında ileriye sürdüğü değerler, yukarıda sözü edilenlerden oldukça farklıdır. İlk insandan günümüze kadar geçen süre, milyonlarca yıl olarak ele alınır. Bitki ve hayvanları içine alan ilk canlılığın iki milyar yıl önce teşekkül ettiği, arzın geçmişinin ise, 4 milyar yıl olduğu kabul edilir. (7)</p>
<p>Bu yaş tayinleri günümüzde, paleontolojik, radyoaktif veya karbon on dört metotlarıyla, ya da ışık tayflarından faydalanarak yapılır. Hepsinin de sıhhat derecesi tartışmalıdır. Geçmişle alâkalı bu yaş tayinlerinin gerçek değerleri değil, nispi bir değeri verdiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla, gerek insanın geçmişi, gerekse diğer canlıların, ya da kâinatın yaşı hakkında ileri sürülen değerlerin hakiki yaşı göstermediği bilinmektedir.</p>
<p>Nitekim son on-on beş yıla gelinceye kadar, kâinatın yaşı 5 milyar yıl kabul ediliyordu. Şimdilerde, bazı araştırmacılar, uzaydaki galaksilerin yaşını 15 milyar olarak bildirirken, bazıları bunu 30 milyar yıla kadar çıkarmaktadır. (8)</p>
<p>Bediüzzaman, tarih, coğrafya, jeoloji ve antropolojik açıdan insanlık tarihinin yedi bin sene değil, yüz binler sene olarak ifade edildiği kabul edilse bile, bunun Hz. Âdem&#8217;den kıyamete kadar insanlık ömrünün yedi bin sene olduğunu belirten rivayete ve Kur&#8217;ani hakikatlerin 6666 sene hüküm ferma olduğuna ters düşmediğini belirtir. O, Kur&#8217;ani günlerin 4 saatten elli bin seneye kadar şümulünün olduğunu nazara verir. (9)</p>
<p>Arzın, insanlık tarihinin ve kâinatın ömrü Risale-i Nur&#8217;larda; arzın, güneş sisteminin ve galaksinin ayrı ayrı hareketlerine dikkat çekilerek, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de bunların her birisine işaret edildiği belirtilir. Kur&#8217;an&#8217;da &#8220;Rabb-üş-şi&#8217;ra&#8221; tâbir edilen ve güneşten büyük &#8220;Şi&#8217;ra&#8221; namındaki bir güneşin bin seneden ibaret gününe, Şems-üş-şümus&#8217;un elli bin seneden ibaret bir Kur&#8217;an gününün olabileceğine dikkat çekilir.</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;a göre; kâinatın bir ömrü, arzın ondan daha kısa bir ömrü ve küre-i arzda yaşayan insanın da ondan daha kısa bir ömrü vardır. Bu birbiri içindeki mahlûkatın ömürleri, saatin dakika, saniye ve saatleri sayan çarklarının birbiriyle olan münasebetine benzetilir. İnsanlık ömrünün, arzın kendi ekseni etrafındaki hareketiyle hasıl olan gün ile olduğu gibi, yeryüzünde canlıların ilk teşekkül ettiği andan kıyamete kadarki canlılık ömrünün ise, güneşin kendi ekseni etrafındaki hareketi ile, kâinatın ömrünün de, Şems-üş-şümus&#8217;un kendi ekseni etrafındaki hareketi ile meydana gelen gün ile olması gerektiği belirtilir.</p>
<p>Bir başka ifade ile, insanlık ömrü yedi bin sene olduğu gibi, canlılık tarihinin ömrü de yedi bin sene, kâinatın ömrü de yedi bin senedir. Ancak, insanlığın ömrü arz günü, bitki ve hayvan ömrü ise güneş günü, kâinatın ömrü de galaksi günü esas alınarak ölçülmelidir. Bilindiği gibi arz, kendi ekseni etrafında dönüşünü 24 saatte, yani, bir günde tamamlar. Güneş ise, bütün sistemiyle birlikte, Herkül takım yıldızına saatte 7200 km. süratte gitmekte ve aynı zamanda kendi ekseni etrafında da dönüş yapmaktadır. Güneş sistemini de içinde barındıran Samanyolu galaksisi ise, bir bütün olarak kendi ekseni etrafında saatte 90 bin km. hızla dönmekte ve bir defa dönüşünü 200 milyon yılda tamamlamaktadır. (10)</p>
<p><strong>Canlıların ve kâinatın ömrü</strong></p>
<p>Risale-i Nur&#8217;da sözü edilen &#8220;Şi&#8217;ra&#8221; güneşinin Herkül takım yıldızı, Şems-üş-şumus&#8217;un da Samanyolu galaksisi olması muhtemeldir.</p>
<p>Bediüzzaman, insan nev&#8217;i ömrünün arz günü ile yedi bin sene olması durumunda, arzda hayatın başlamasından, yani bitki ve hayvanların teşekkülünden kıyamete kadar, güneş günü ile iki yüz bin sene, yaklaşık 2.5 milyar arz günü olduğunu belirtir. Kâinatın yaşının da, Şems-üş-şu-mus&#8217;un, Kur&#8217;an&#8217;ın işaretiyle bir gününün elli bin sene olduğu dikkate alınarak, Yedi bin senelik sürenin, bir yıl 360 gün hesabiyle 126 milyar yıla tekabül ettiğine işaret eder. (11)<br />
<strong><br />
Hz. Âdem&#8217;den önce insan yaratılmış mıydı?</strong></p>
<p>Cenab-ı Hak melâikeye; &#8220;Ben yerde bir halife yaratacağım&#8221; hitabına, melâike; &#8220;Yerde fesat yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın?&#8221; (12) mealindeki âyetten hareketle bazı müfessirler ve yorumcular, Hz. Âdem&#8217;den önce de başka Âdem&#8217;lerin mevcudiyetini ileri sürmektedirler.</p>
<p>Bediüzzaman ise, arzın, insanların hayatına elverişli şartlara sahip olmadan önce idrakli mahlûk olarak cinlerden bir nev&#8217;in bulunduğunu, yaptıkları fesattan dolayı insanlar ile mübadele edildiklerini belirtir. (13)<br />
<strong><br />
Hz. Âdem&#8217;den günümüze kadar geçen süre nedir?</strong></p>
<p>Bu süreyi tam olarak vermek mümkün olmamakla beraber, takribi bir rakam söylenebilir. Yukarıda temas edildiği gibi, insanlık tarihinin, yani Hz. Âdem&#8217;den kıyamete kadar geçen sürenin yedi bin sene olarak alınabileceğini gördük.</p>
<p>Bediüzzaman, ahirzamana işaret eden; &#8220;La tezâlu tâifetün min ümmeti zâhirine alel hakkı, hatta ye&#8217;tiyallahu bi emrihi = Ümmetimden bir taife Allah’ın emri gelinceye kadar (yani kıyâmetin kopmasına kadar) hak üzerinde galip olacaktır.” (14) hadisi ile Fatiha suresinden hareketle, Allahu âlem, 1545 te beşeriyet tarihinin sona ereceğini, sözü edilen hadis ve âyetten böyle anladığını belirtir. (15)</p>
<p>Bu durumda insanlık tarihinin Milattan sonra yaklaşık 2150 yıl, Milattan önce ise 4850 yıla kadar uzandığı söylenebilir. Demek ki, Hz. Âdem&#8217;in Milattan yaklaşık 4850 yıl önce yeryüzünde göründüğü anlaşılıyor. Bir hadiste Hz. Âdem&#8217;in 940 sene yaşadığı belirtilir. (16)</p>
<p>Yazının icadı, Milattan önce 4000 seneye kadar geriye götürülebildiğine göre, Hz. Âdem&#8217;le, yani ilk insanla yazı başlamış olmalıdır. Gerçeği ve doğruyu ancak Allah bilir.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Bediüzzaman, hadis ve âyetlerden hareketle, insan nevi ve arzdaki canlı hayatı ile kâinatın ömürleri hakkında değerlendirme yapar. İnsanlık ömrünün dünya günü ile, canlı hayatının, güneşin kendi ekseni etrafındaki dönüş günü ile, kâinatın ömrünün de Şems-üş-şumus günü ile hesaplanması gerektiğini belirtir.</p>
<p>Arz günü ile düşünüldüğü zaman, insanlık nevinin yaklaşık yedi bin sene, arzda hayatın 2.5 milyar sene, kâinatın da 126 milyar senelik ömrünün olabileceğine işaret eder.</p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong><br />
l- Hud/7; Furkan/59; Fussilet/9-12<br />
2- Canan, l..Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi. Cilt 6, Akçağ Basım Yayın Pazarlama, Hadis no: 1692, s. 393, 1989, Ankara.<br />
3- Hacc/47; Mearic/4<br />
4- Taşkın, T. Uzay ve Ötesi. Boğaziçi Yayınları, ikinci baskı, 1-280, 1995.<br />
5- Nursi, S.B. Sözler. Envar Neşriyat, s. 163, 1996, İstanbul.<br />
6- Nursi, S.B. Barla Lahikası. Envar Neşriyat, s.324, 1989, İstanbul.<br />
7- Tatlı, A. Evrim ve Yaratılış, ikinci baskı, s.44-45, 1998, Kütahya.<br />
8- Tatlı, A. a.g.e. s. 31-41.<br />
9- Nursi, S.B. Barla Lahikası. s. 325.<br />
10- Taşkın, T. a.g.e. s. 56-59.<br />
11- Nursi, S.B. Barla Lahikası, s.326.<br />
12- Bakara/30.<br />
13- Nursi, S.B. İşarat-ül İ&#8217;caz. Envar Neşriyat, s.201, 1991, İstanbul.<br />
14- Buhari 9:125,162, Müslim:137,2:1522.<br />
15- Nursi, S.B. Kastamonu Lahikası Envar Neşriyat, s.27-29, 1995, İstanbul.<br />
16- Canan, İ. a.g.e. hadis no: 1699, s.393.<br />
Adem TATLI (Prof. Dr.)</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/365/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=365&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/12/ilk-insan-ve-kainatin-yaratilis-yasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.temha.net/cografya/diger/uzay/gunes_sistemi.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">http://www.temha.net/cografya/diger/uzay/gunes_sistemi.jpg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Din Afyon Mudur?</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/11/din-afyon-mudur/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/11/din-afyon-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 09:11:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateizme Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Sorularınız Ve Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Din Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Din Afyon Mudur]]></category>
		<category><![CDATA[Din afyondur yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[Din düşünceyi engeller mi]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Marks]]></category>
		<category><![CDATA[Marks Dİn afyondur]]></category>
		<category><![CDATA[İslam düşüncesi]]></category>
		<category><![CDATA[İslamüstündür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=361</guid>
		<description><![CDATA[“Din afyon mudur?” sorusuna verilecek doğru yanıt “Evet afyondur” ya da “Hayır afyon değildir” demek olamaz. Bu soruya önce “siz hangi dinden sözediyorsunuz?” diyerek ilk “yanıtı“ vermek gerekir. Marks’ın dediği gibi evet bazı dinler afyondur. Ama hangileri? İşte Marks’ın soramadığı bu soru onun çelişkisidir. Kuran birçok ayette dini; çıkarları hesabına kullanan, değiştiren, ekleme ve çıkarma [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=361&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.kizilweb.xm.com/marks.jpg&amp;imgrefurl=http://hasanhinisli.blogcu.com/yoksa-marks-hakli-mi_47562431.html&amp;usg=__oxVOLdMAx0lBynNNUeuGWNzxrHQ=&amp;h=400&amp;w=320&amp;sz=22&amp;hl=tr&amp;start=3&amp;um=1&amp;tbnid=Sye_G5h-XBwxXM:&amp;tbnh=124&amp;tbnw=99&amp;prev=/images%3Fq%3Dmarks%26hl%3Dtr%26client%3Dfirefox-a%26rls%3Dorg.mozilla:tr:official%26sa%3DN%26um%3D1"><img style="border:1px solid;" src="http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:Sye_G5h-XBwxXM:http://www.kizilweb.xm.com/marks.jpg" alt="" width="99" height="124" /></a></p>
<p>“Din afyon mudur?” sorusuna verilecek doğru yanıt “Evet afyondur” ya da “Hayır afyon değildir” demek olamaz.</p>
<p>Bu soruya önce “siz hangi dinden sözediyorsunuz?” diyerek ilk “yanıtı“ vermek gerekir. Marks’ın dediği gibi evet bazı dinler afyondur. Ama hangileri? İşte Marks’ın soramadığı bu soru onun çelişkisidir.</p>
<p>Kuran birçok ayette dini; çıkarları hesabına kullanan, değiştiren, ekleme ve çıkarma yapanlara dikkatimizi çekmektedir. Kuran’da hak dine karşı çıkanlar üç sınıfa ayrılmıştır:</p>
<p><span style="color:red;">a)</span> Kendilerini Allah’ın yerine koyarak hüküm koyan veya onları saptıran din bilginleri&#8230;</p>
<p><span style="color:red;">b)</span> Hak dinden dolayı çıkarlarını kaybeden, sömürü çarkları bozulan sermaye sahipleri (Marks’ın kulakları çınlasın)&#8230;</p>
<p><span style="color:red;">c)</span> Hak dinin gelişiyle iktidarları yıkılan (veya yıkılacak olan) iktidar sahipleri&#8230;<span id="more-361"></span></p>
<p><strong>Şimdi insafla soralım;</strong><br />
İktidar sahiplerini yerlerinden eden, sömürücü sermaye sahiplerinin rahatını ve keyfini kaçıran, din yoluyla kendilerine çıkar sağlayanları uyaran ve onlara cehennemi müjdeleyen bir din (İslam) afyon olabilir mi?</p>
<p>Böyle bir dine afyon diyenin ya aklı ve vicdanı yoktur ya da afyonla uyuşmuştur&#8230; Yahut kendi yaptığı yeni bir din ile insanları uyuşturmak istemiştir.</p>
<p><strong>Evet soruyoruz:</strong><br />
İnsanları köleleştiren Mekke aristokrasisine başkaldırmayı emreden din mi afyondur?</p>
<p>Köle olan Bilal’e efendisine! başkaldırma bilinci veren din mi afyondur?</p>
<p>Sömürü düzenleri bozulmasın diye Peygambere para, kadın ve mevki teklif eden Mekke burjuva ve diktatörlerine, “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz de ben bu dinden vazgeçmem” diyen Peygamber’in getirdiği din mi afyondur?</p>
<p>Kızını öldüren müşrik Ömer’den, adaletin zamanlar üstü örneği olan Hz.Ömer’i çıkaran din mi afyondur?</p>
<p>Hak ve adaletin yeryüzünde yayılması için bütün varlığını feda eden, kadınlık timsali Hz.Hatice’yi şekillendiren din mi afyondur?</p>
<p>15-20 yılda İran’ı, Bizans’ı, Afrika’yı sarsan ve fetheden insanları yetiştiren din mi afyondur?</p>
<p>Okuma-yazma öğretmeleri karşılığında savaş esirlerini serbest bırakan bir din mi afyondur?&#8230;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/361/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=361&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/11/din-afyon-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://t3.gstatic.com/images?q=tbn:Sye_G5h-XBwxXM:http://www.kizilweb.xm.com/marks.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Onların Gözleri Vardır Görmezler</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/11/onlarin-gozleri-vardir-gormezler/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/11/onlarin-gozleri-vardir-gormezler/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 00:08:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ateizme Cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[İslama Atılan İftiralara Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[İslami Sorularınız Ve Cevaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Allah neden benzer yaratmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[Ateistlere cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Ateizmin sonu]]></category>
		<category><![CDATA[benzerlikler evrime delil olur mu]]></category>
		<category><![CDATA[Canlılar neden benzer yaratılmıştır]]></category>
		<category><![CDATA[Canlılar neden birbirine benzer]]></category>
		<category><![CDATA[Emre]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Gerçekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Evrimci ile tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[evrimci sitelere cevap]]></category>
		<category><![CDATA[Irkların oluşumu]]></category>
		<category><![CDATA[Onların gözleri vardır görmezler]]></category>
		<category><![CDATA[İslamüstündür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=353</guid>
		<description><![CDATA[&#8230;&#8230;.Onların kalpleri var. Fakat anlamazlar, gözleri var, fakat görmezler, kulakları var, fakat işitmezler&#8230;.. Yazıma özellikle bu sloganı seçmeyi uygun buldum çünkü birkaç gündür gerçekten bu ayetin hikmetlerini açık ve net delillerle rabbim bana gösterdi hamdolsun.Evet inanmayanların,inanmak istemeyenlerin ve islam açıkça &#8220;Benim dinim bana sizin dininiz size&#8221; derken hatta &#8220;Dileyen iman etsin dileyen inkar etsin&#8221; şeklinde [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=353&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em><strong><em><span style="font-family:Times New Roman;font-size:medium;">&#8230;&#8230;.Onların kalpleri var. Fakat               anlamazlar, gözleri var, fakat görmezler, kulakları var,               fakat işitmezler&#8230;..</span></em></strong></em></strong></p>
<p>Yazıma özellikle bu sloganı seçmeyi uygun buldum çünkü birkaç gündür gerçekten bu ayetin hikmetlerini açık ve net delillerle rabbim bana gösterdi hamdolsun.Evet inanmayanların,inanmak istemeyenlerin ve islam açıkça &#8220;Benim dinim bana sizin dininiz size&#8221; derken hatta &#8220;Dileyen iman etsin dileyen inkar etsin&#8221; şeklinde inanmayanlara hay hay siz bilirsiniz şeklinde bir tutum sergilerken benim şahsi kanaatime göre sırf kendi içlerindeki inanma duygusunu bastırmak,ölüm gerçeğini görmezden gelmek,ruhları gaflete dalmak istemezken kendileri bunu ısrarla gerçekleştirmek için islama karşı hiçbir değeri olmayan iddialarda bulunmaya çalışıyorlar&#8230;Kısacası bu olaya kendini kandırmak desekte yanlış bir tespit yapmış olduğumuzu düşünmüyorum açıkçası.</p>
<p>Evet bu insanlar kendilerini kandırıyorlar&#8230;Hooppa şimdi bu önyargı da nerden çıktı diyebilirsiniz.Şahsen bütün konularda önyargılı olmamaya çalışırım ve elimden geldiğince bunu sürdürmeye devam ederim.Zira güzel dinimizinde emrettiği budur Her insana karşı hüsn-ü zanla yaklaşmak onların bütün sözlerini &#8220;Onlar ki her sözü dinlerler doğru olana uyarlar&#8221; emri gereğince dinlemeye çalışsamda kafirin genel tutumu fıtrat özellikleri açısından bu yargıya vardığımı söyliyebilirm yinede en doğrusunu Allah Bilir&#8230;..<span id="more-353"></span></p>
<p>Kısa bir giriş ve duyguların ifadesinden sonra yazımın yazılış amacına girmek istiyorum.Daha önce değişik sitelerde tartıştığım <em><strong>&#8220;emre&#8221;</strong></em> nickli yorumcunun sorularına geniş kapsamlı bir cevap yazmak için böyle bir konu açmayı gerekli gördüm&#8230;Daha önce cevaplarını tekrar tekrar vermeme karşın <em>&#8220;gözleri vardır görmezler</em>&#8220;  kaidesi gereği aynı soruları arkadaş bana tekrar tekrar sormaktave anlamamakta ısrar etmektedir.Beni hipnoz olmuş olarak tenkit eden bu yorumcu hatta ve hatta en son evrimi savunduğumu dahi iddia edecek kadar komik duruma düşmüştür.Bu arkadaşa cevabımı tekrar aynı şekilde tekrar edeyim EVRİMİ SAVUNMAK MI HAŞA ALLAH SAVUNCAK DURUMDA BIRAKMASIN İNŞALLAH&#8230;.Bu derece rezil olmuş ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu teoriyi savunmak gerçekten akıl karı değil Allah savunmak zorunda bırakmasın (amin)&#8230;</p>
<p>150 YILLIK TEORİ ALAY KONUSU OKUMAK İÇİN</p>
<p>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/05/150-yillik-teori-tumuyle-alay-konusu/</p>
<p>Evrimede kesinlikle inanmadığımı (dikkat ederim inanç diyorum çünkü artık evrim bir inanç halini almıştır ateistler tarafından bilimsellikten uzak bir teori olmasına karşın tutunucak bir dalları olmamasından ısrarla ayakta tutulmaya çalışılmaktadır) belirttikten sonra emre adlı yorumcunun sorularına cevap vermeye ayırabiliriz yazımızı&#8230;Soru cevap şeklinde sürdüreceğim yazımı</p>
<p><strong>Emre:</strong>BAK ARKADAŞ BEN BİYOLOJİ OKUDUM  vede genel kültürümde iyidir&#8230;</p>
<p><strong>Ahirzaman:</strong> Günlerdir emre adlı arkadaşa sorularını tek tek cevap veriyorum. Üstüne emre kardeş benimde birkaç sorum var acaba rica etsem bu soruları cevaplarmısın şeklinde sorular sormaktaydım bende.Ama bu sorularımı cevaplamasını belkide onlarca kez tekrarlamama karşın</p>
<p>(Tartışmamızı burdan okuyabilirsiniz http://realityofevolution.wordpress.com/tartisma-meydani/)</p>
<p>evet sorularımı cevaplamasını onlarca kez tekrarlamama karşın emre adlı yorumcu bu soruları ya görmemezlikten geldi ya da konu evrimse god like adlı yorumcunun gereken cevapları vereceğini söyledi. Böyle bir tartışmanın saçma olduğunu söyliyecek bir şeyi yoksa ben god like ile tartışırım dememe karşın sorularına devam etti emre ve en sonunda yine ona evrim konusunda ders verirken böyle bir ifade kullandı</p>
<blockquote><p>BAK ARKADAŞ BEN BİYOLOJİ OKUDUM  vede genel kültürümde iyidir ..</p></blockquote>
<p>Bir an için maşallah dedim emre kardeşe biyoloji filan okumuş neden bilmiyorsun madem bu anlattıklarımı derken pat yorum geldi.</p>
<blockquote><p>BİYOLOJİ  okudum dediysem li,sede okudum arkadaş</p></blockquote>
<p>Lisede biyoloji okumayan mı var artık emre kardeş?Bu devirde?Aslında daha çok yazılıcak şey var bu konu hakkında ama bu konuda benim ahkam kesmem çok doğru olmaz çünkü bende akademik düzeyde bir diplomam yok biyoloji adına ama büyük harflerle hiç kimseye ben biyoloji okudum bak lisede bak ilkokulda hatta bak anaokulunda şeklinde iddialarla kimsenin karşısına çıkmadım&#8230;Bu şekilde büyük harflerle yazarak biyoloji okuduğunu söylemenin ne olduğu konusundaki kanaati okuyuculara bırakmak en doğrusu sanırsam</p>
<p>gelelim başka bir kanaatlik duruma bide evrimi savunduğum komdisi var ama yazı uzayacağından buraya almak istemedim.Neyse devam edelim emre kardeşin sorularına</p>
<p><strong>emre:</strong>BEN SANA NEDEN İNSANLAR DÜNYA COĞRAFYASINDA BU KADAR FARKLI FARKLI ,BUNUN DİNİ NEDENİ NEDİR DİYE SORDUM</p>
<p><strong>ahirzaman</strong>:Arkadaş tutturmuş bir dini neden diye&#8230;Sorduğu sorular ise hep aynı özellikte.Şöyle bir çevresine göz atıyor acaba bu neden böyle cevabı ise çok basit öyle tercih edildiği için öyle.Dini nedenini soruyor ALLAH ÖYLE İSTEDİĞİ VE ÖYLE TAKDİR ETTİĞİ İÇİN ÖYLE&#8230;.Neden dünya coğrafyasında insanlar bu kadar farklıymış.Şimdi bir teori atalım ortaya diyelimki dünya coğrafyasındaki insanlar bu kadar faklı olmasın hatta hepsiciği aynı fotokopi gibi olsun sonuç???Ne değişti????Hiçbir şey değişmedi çünkü emreler bitmez bu seferde soru hazır. ALLAH NEDEN HERKESİ AYNI YARATTI FARKLI FARKLI YARATMAYA GÜCÜ YOKMUYDU&#8230;Şüphesiz ki bunu sorucaktı inanmayanlar.Çünkü daha önce sorulmadı değil.Mesela insanlar hani kusursuzdu.Niye şu özellikleri yok bu özellikleri yok şeklinde&#8230;  Sorunun dini cevabını veriyorum emre kardeş Allah öyle istemiştirde ondan.Belki kavimlerin ayrılmasını bu şekilde istemiştir.Belki tanıma tanışma daha güzel olsun diye bunu yapmıştır ya da göremediğimiz birçok hikmeti daha vardır.Neden bu böyle diye bir soru sorulurmu&#8230;Hadi tamam sordun diyelim sorununda bir amacı olmalı.Dünyadaki ırkların bu şekilde farklı olmaları Allahın yokluğunu mu ispatlamakta?Veyahut senin her s eferinde konuşmayalım dediğin evrimi mi ispatlamakta?İspatlıyor de de yani niyetini açıkça belli ette ona göre tartışalım.Yinede aklına takılan varsa</p>
<p>Kalıtsal varyasyonlar evrime delil değildir.Adlı yazıyı okuyabilir</p>
<p>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/10/varyasyonlar-evrime-delil-degildir/</p>
<p><strong>emre:</strong>SEN BANA TUTTUN BİYOLOJİ İLE (SEN KABUL ETMESENDE ) EVRİM İLE CEVAP VERDİN !</p>
<p><strong>ahirzaman:</strong>Biyoloji ile cevap vermiyeceğimde ne ile cevap vereceğim ne bekliyor ki bu emre hani bilimseldik?Dini açıklama istiyor.Nedeni basit Allah öyle istemiş&#8230;Çokta merak ettiysen sorarsın öteki tarafta <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' />  <img src='http://s0.wp.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':D' class='wp-smiley' />  Unutmadan evrim ile cevap verdin demişsin evrimide bilmiyorun sen.Varyasyon evrime kanıt olmaz yazıyı oku yazıyı.Biz doğduğumuzdan beri insanız.Değişiklikler tür arası geçiş sağlamaz&#8230;</p>
<p><strong>emre</strong>:gözleri çekik olur , sarışın olurlar elleri büyük olur küçük olur …bunlar olur ama BİRAZ DAHA İLERİYE DOĞRU GELİŞİMİ DEĞİŞİMİ KABUL EDEMİYORSUN !!! maymun türlerini düşün ! madem maymun türleri içerisinde farklılık olabilir diyorsun</p>
<p><strong>ahirzaman:</strong>Evet öyle diyorum maymun türü içerisinde değişiklikler olabilir bunlar kalıtımının izin verdiği ölçüde olabilir ama senin dediğin gibi az daha ileriye bir gelişim yok evrimde bir türden diğer türe geçiş var.Bu değişiklikler ise tür geçişini sağlamaz&#8230;Mesela bir sülalenin fertleri yaşamları boyunca kalıtsal özellikleri olmadan spor yapsınlar ve kas geliştrisinler.Bunlar hep bu şekilde devam etsin.Ancak ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar çocuklarının çocuklarının çocukları hiçbi zaman eğer spor yapmazsa kas yapmazlar.ÇÜNKÜ kalıtımı değişmemiştir.</p>
<p><strong>emre:</strong>BENZERLİĞİ ŞEMPANZEDEN DAHA FAZLA OLAN BİR TÜR ( İSNANIN ATASI ) HAFİF BİR DEĞİŞİKLİKLE NEDEN BU GÜNKÜ MODERN İNSAN OLAMIYOR ???</p>
<p><strong>ahirzaman:</strong>İnsanın atası kimdir&#8230;.? Bu atadan hafif bir değişiklikle insan oluşmaz arkadaşım&#8230;O kadar hafif değildir o değişiklik.Ve imkansızdır bu şekilde bir değişme&#8230;Hadi değişti diyelim bunu ispatlayan bir fosil delilide yok zaten.Yani o dediğin tür ile insan türü arasında bir fosil yoook&#8230;</p>
<p><strong>emre:</strong>BENİ BOŞVERDE SEN HERALDE İLKOKUL 2 DEN TERKSİN !!! <img src="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /> <img src="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" alt=":)" /> YADA AŞIRI DERECEDE ŞARTLANMA VARSENDE !!! BAK ARKADAŞ EVRİMİ ANLAYABİLMEK İÇİN SADECE BİYOLOJİ BİLMEK TE ŞART DEĞİL ( AZ ÇOK BİLGİM VAR O AYRI KONU ) SEN SOSYOLOJİ , PSİKOLOJİ , TARİH , JEOLOJİ …DAHA SAYAMAYACAĞIM BİR ÇOK BİLİM DALINI HAFİF ARAŞTIRSAN EVRİMİN VARLIĞINI ORADANDA ANLARSIN</p>
<p><strong>ahirzaman:</strong>İyi bakalım seni boşverdik.Peki biyoloji daha evrimi ispat edememişken nasıl o dallardan anlıyabiliyoruz&#8230;.? Bak kardeşim evrimin dayanağı yoktur&#8230;Bir sürü açmaz bir sürü çıkmazı vardır&#8230;.Yazı çok uzadı evrim bilim yazı dizime bak oku öğren&#8230;.Öyle psikoloji tarih filan olmaz biyoloji konuşuyoruz.</p>
<p>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/category/evrim-bilim-yazi-disi/</p>
<p>daha tamamlanmadı katagori ama okursan HARUN YAHYA NIN DEDİĞİ GİBİ BENİM YAZILARIMIN 10 SAYFASI ÇÜRÜTMEYE YETER&#8230;.</p>
<p>Şimdi ben sana soru sorayım azcıkın her ne kadar cevap vermesende ben sorayım</p>
<p>TAŞ DEVRİ HİÇ YAŞANMADI TAŞ TAŞLA YONTULMAZ</p>
<p>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/08/26/tas-devri-hic-yasanmadi-tas-tasla-yontulmaz/</p>
<p>35 BİN YILLIK FLÜT</p>
<p>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/08/23/tas-devri-yasandi-mi-35-bin-yillik-flut/</p>
<p>Peki ya bu kazılarda çıkan ve çok eskilere dayanan aletler hakkında yorumun nedir&#8230;İlk insan eğer maymun olsa bunların ne işi var?Maymunlar yapmadı ya bu aletleri bu flütleri&#8230;Bu konuda yazılarım devam edicek taş devri konusunda onlarıda takip etmeni öneririm bunlar daha çok yeni yeni yazılan yazılar&#8230;..</p>
<p>Ben hemen dini açıklamasını söyleyim ayetle sabittir ADEME ÖĞRETİLMİŞTİR bazı şeyler..</p>
<p><strong>emre:</strong>SEN İNSANLARIN IRKLARININ NEDENİNİ BİLE DOĞRU DÜZGÜN DİNE GÖRE AÇIKLAYAMAMKTASIN</p>
<p><strong>ahirzaman:</strong>Bunun nedenini sana açıkladım yukarda ama dine göre benim bilmediğim bilimi red eden veyahut Allahın yokluğunu ispat eden senin bildiğin bir neden mi var ki böyle konuşuyorsun açıklanamayan başka bir sebep yok&#8230;En fazla sana şu ayeti verebilirim</p>
<blockquote><p>&#8220;Sizi <em>tanışasınız diye</em> kollara ve kabilelere ayırdık&#8221;</p></blockquote>
<p>Ayeti kerimesi insanların kollara kabilelere ayrılmasını açıklamaktadır. Dini sebepleri işte bunlardır&#8230;Dini bildiğini söylemiştin ama şüpheliyim&#8230;?</p>
<p><strong>emre:</strong>ÇELİŞKİLİ DÜŞÜNCELERİN VAR ‘!!! ARKADAŞ CANLILAR AZ DEĞİŞEBİLİYORSA ÇEŞİTLİ ŞARLARA BAĞLI OLARAK ÇOK DAHA FAZLADA DEĞİŞEBİLİR</p>
<p><strong>ahirzaman</strong>:Kimse kendi kalıtsal metaryalinin dışına çıkamaz&#8230;.Atlamışsındır bi daha veriyorum aynı linki</p>
<p>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/10/varyasyonlar-evrime-delil-degildir/</p>
<p>Saat oldu 3 çelişkilerim olduğunu söyleyen emre arkadaşa şunu söylemekteyim ki evet çelişkideyim acaba saat 3 e kadar bu yazı ile uğraşmam ne derece mantıklı ve ne derece verimli&#8230;İtiraf ediyorum ki saçma bir iş yaptım şimdi kafama dank ettti.Ama girdik bir yola RUH adlı konuyu bayaadır bekletiyorum onuda yazdıktan sonra cevaplara devam edeceğim&#8230;</p>
<p>Görüldüğü üzere iddiaların hepsi ya evrime dahi delil olmayan basit iddialar ve bebekvari bu ne şu ne acaba bu neden şeklindeki sorularla dolu ve sonsuz tane seçeneği olan yaradanın tercih ettiği 1 tane seçeneği niye bunu tercih etti ki şeklinde geriye kalan sonsuz tane yaratma biçimini neden yapmadığını sormaktan başka bir özelliği olmayan sorular.Oysaki ateistlerin dediği şekilde yaratılsaydı bu zamanda aaa niye tanrı böyle yarattıki şeklinde sorulara devam edicek hatta benzerlikleri savunan emre bu sefer eğer canlılar benzer yaratılmasaydı tanrı eğer bir olsa hepsi birbirine benzemesi gerekti şeklinde iddialarla karşımıza çıkacaklardı.Neden mi?</p>
<p><em><strong>Çünkü Onların Gözleri Vardır Ama Göremezler</strong></em><br />
Selam,sevgi ve muhabbetle</p>
<p><em>Ahirzaman Sohbetleri</em></p>
<p><em><strong><br />
</strong></em></p>
<p><em><strong>Not:Emreye daha önce vermiş olduğum cevapları yorumlar bölümünde yayınlayacağım isteyen istifade edebilir&#8230;.</strong></em></p>
<blockquote></blockquote>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/353/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=353&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/11/onlarin-gozleri-vardir-gormezler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>23</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:)</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://s.wordpress.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif" medium="image">
			<media:title type="html">:)</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Varyasyonlar Evrime Delil Değildir</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/10/varyasyonlar-evrime-delil-degildir/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/10/varyasyonlar-evrime-delil-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2009 17:24:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Teorisinin Çöküşü]]></category>
		<category><![CDATA[Canlı türleri neden farklı farklı]]></category>
		<category><![CDATA[Kalıtsal Varyasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Tür içi farklılıklar]]></category>
		<category><![CDATA[Tür içindeki varyasyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Varyasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Varyasyonlar evrime delil değildir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[Varyasyonlar Ve Türler Arasındaki Aşılmaz Sınırlar Varyasyon, genetik biliminde kullanılan bir terimdir ve &#8220;çeşitlenme&#8221; demektir. Bu genetik olay, bir canlı türünün içindeki bireylerin ya da grupların, birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmasına neden olur. Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=346&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Varyasyonlar Ve Türler Arasındaki Aşılmaz Sınırlar</strong></p>
<p>Varyasyon, genetik biliminde kullanılan bir terimdir ve &#8220;çeşitlenme&#8221; demektir. Bu genetik olay, bir canlı türünün içindeki bireylerin ya da grupların, birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmasına neden olur. Örneğin yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır.</p>
<div>
<table style="height:229px;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="447">
<tbody>
<tr>
<td width="509"><img src="http://www.evrimyalani.com/07_clip_image001.jpg" alt="" width="182" height="225" align="left" />Türlerdeki Varyasyonlar Evrim Değildir<br />
Türlerin Kökeni&#8217;nde Darwin iki kavramı birbirine karıştırmştı: Bir tür içindeki varyasyonlar ve yeni bir türün oluşumu. Darwin örneğin, köpek türünün içindeki çeşitliliği gözlemledi ve bu varyasyonların bir gün başka bir türe dönüşeceklerini düşündü. Bugün bile evrimciler bir tür içindeki varyasyonları evrim olarak göstermeye çalışmaktadırlar.<br />
Ancak tür içindeki varyasyonların evrim olmadığı bilimsel bir gerçektir. Örneğin, doğada kaç köpek türü olduğu hiç önemli değildir, çünkü bunların hepsi daima köpek olarak kalacaklardır. Bir türden diğer bir türe geçiş kesinlikle meydana gelmeyecektir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p>Evrimciler ise, bir türün içindeki varyasyonları teoriye delil olarak göstermeye çalışırlar. Oysa varyasyon evrime delil oluşturmaz, çünkü varyasyon, zaten var olan genetik bilginin farklı eşleşmelerinin ortaya çıkmasından ibarettir ve genetik bilgiye yeni bir özellik kazandırmaz.<br />
Varyasyon her zaman genetik bilginin sınırları içinde olur. Genetik biliminde söz konusu sınıra &#8220;gen havuzu&#8221; denir. Bir canlı türünün gen havuzunda bulunan bütün özellikler, varyasyon sayesinde çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Örneğin varyasyon sonucunda, bir sürüngen türünün içinde diğerine göre biraz daha uzun kuyruklu ya da biraz daha kısa ayaklı cinsler ortaya çıkabilir, çünkü kısa ayak bilgisi de, uzun ayak bilgisi de sürüngenlerin gen havuzunda vardır. Ama varyasyon sürüngenlere kanat takıp, tüy ekleyip, metabolizmalarını değiştirip onları kuşa dönüştüremez. Çünkü bu tür bir dönüşüm canlının genetik bilgisinde bir artış olmasını gerektirir, fakat varyasyonlarda böyle bir durum söz konusu değildir.<span id="more-346"></span><br />
<a id="1." name="1."></a>Darwin, teorisini ortaya attığında bu gerçeğin farkında değildi. Varyasyonların bir sınırı olmadığını sanıyordu. 1844&#8242;te yazdığı bir yazısında, &#8220;çoğu yazar doğadaki varyasyonun bir sınırı olduğunu kabul ediyor, ama ben bu düşüncenin dayandığı tek bir somut neden bile göremiyorum&#8221; demişti.<a href="http://www.bilimarastirmavakfi.org/evrim/evrimiddiagec.html#1#1">1</a> Türlerin Kökeni adlı kitabında da çeşitli varyasyon örneklerini teorisinin en büyük delili gibi göstermişti. Örneğin Darwin&#8217;e göre; daha bol süt veren inek cinsleri yetiştirmek için farklı inek varyasyonlarını çiftleştiren hayvan yetiştiricileri, sonunda inekleri başka bir canlı türüne dönüştüreceklerdi. Darwin&#8217;in, bu &#8220;sınırsız değişim&#8221; fikrini en iyi ifade eden ise, Türlerin Kökeni adlı kitabında yazdığı şu cümleydi:<br />
<a id="2." name="2."></a>Bir ayı cinsinin doğal seleksiyon yoluyla giderek daha fazla suda yaşamaya uygun özellikler elde etmesinde, giderek daha büyük ağızlara sahip olmasında ve sonunda bu canlının dev bir balinaya dönüşmesinde hiçbir zorluk göremiyorum.<a href="http://www.bilimarastirmavakfi.org/evrim/evrimiddiagec.html#2#2">2</a></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="0" width="292" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimyalani.com/07_clip_image002.jpg" border="0" alt="" width="291" height="120" /><br />
AYILAR BALİNALARA DÖNÜŞEBİLİR Mİ?!&#8230;<br />
Darwin, Türlerin Kökeni adlı kitabında, balinaların yüzmek için çabalayan ayılardan evrimleştiğini iddia etmişti! Bunun nedeni, Darwin&#8217;in bir canlı türü içindeki değişimleri sınırsız sanmasıydı. 20. yüzyılın bilimi, hayal gücüne dayalı bu evrimci senaryoları geçersiz kıldı.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Darwin&#8217;in bu denli iddialı örnekler vermesinin nedeni, içinde yaşadığı yüzyılın ilkel bilim anlayışıydı. 20. yüzyıl bilimi ise, canlılar üzerinde yapılan benzeri deneyler sonucunda &#8220;genetik değişmezlik&#8221; (genetik homoestatis) denilen bir ilkeyi ortaya çıkardı. Bu ilke, bir canlı türünü değiştirmek için yapılan tüm eşleştirme (farklı varyasyon oluşturma) çabalarının sonuçsuz kaldığını, canlı türleri arasında aşılmaz duvarlar olduğunu ortaya koyuyordu. Yani farklı inek varyasyonlarını çiftleştiren hayvan yetiştiricilerinin sonunda inekleri Darwin&#8217;in iddia ettiği gibi başka bir türe dönüştürmeleri, kesinlikle mümkün değildi. <strong> </strong><br />
Darwin Retried adlı kitabıyla Darwinizm&#8217;in geçersizliğini ortaya koyan Norman Macbeth bu konuda şöyle yazar:<br />
<a id="4." name="4."></a><a id="3." name="3."></a>Sorun canlıların gerçekten de sınırsız bir biçimde varyasyon gösterip göstermedikleridir&#8230; Türler her zaman için sabittirler. Yetiştiricilerin yetiştirdikleri değişik bitki ve hayvan cinslerinin belirli bir noktadan ileri gitmediğini, hatta hep orijinal formlarına geri döndüğünü biliriz. Asırlar süren yetiştirme çabalarına rağmen, hiçbir zaman siyah bir lale ya da mavi bir gül elde etmek mümkün olmamıştır.<a href="http://www.bilimarastirmavakfi.org/evrim/evrimiddiagec.html#3#3">3</a> Hayvan yetiştiriciliği konusunda dünyanın en önemli uzmanlarından biri sayılan Luther Burbank bu gerçeği, &#8220;bir canlıda oluşabilecek muhtemel gelişmenin bir sınırı vardır ve bu kanun, bütün yaşayan canlıları belirlenmiş bazı sınırlar içinde sabit tutar&#8221; diyerek ifade etmektedir.<a href="http://www.bilimarastirmavakfi.org/evrim/evrimiddiagec.html#4#4">4 </a>Danimarkalı  bilim adamı W. L, Johannsen ise bu konuda şöyle der: <strong></strong><br />
<a id="5." name="5."></a>Darwin&#8217;in bütün vurgusunu üzerine dayandırdığı varyasyonlar, gerçekte belirli bir noktanın ilerisine götürülemezler ve bu nedenle varyasyonlar &#8216;sürekli değişim&#8217;in (evrimin) nedenini oluşturmazlar.<a href="http://www.bilimarastirmavakfi.org/evrim/evrimiddiagec.html#5#5">5</a><br />
<a id="6." name="6."></a>Darwin&#8217;in Galapagos adalarında gördüğü farklı ispinozlar da aynı şekilde evrime delil oluşturmayan bir varyasyon örneğidir. Son yıllarda yapılan gözlemler, ispinozlarda Darwin&#8217;in teorisinin öngördüğü gibi sınırsız bir değişim yaşanmadığını ortaya koymuştur. Dahası, Darwin&#8217;in 14 ayrı tür olarak belirlediği farklı ispinoz tiplerinin çoğu, aslında birbirleri ile çiftleşebilen, yani aynı türün üyeleri olan varyasyonlardır. Bilimsel gözlemler, hemen her evrimci kaynakta efsaneleştirilerek anlatılan &#8220;ispinoz gagaları&#8221; örneğinin, gerçekte bir &#8220;varyasyon&#8221; örneği olduğunu, yani evrim teorisine delil oluşturmadığını göstermektedir. Galapagos Adaları&#8217;na &#8220;Darwinistik evrimin kanıtlarını bulmak&#8221; için giden ve adalardaki ispinoz türlerini uzun yıllar boyunca gözlemleyen Peter ve Rosemary Grant&#8217;in ünlü çalışmaları, adada bir &#8220;evrim&#8221; yaşanmadığını belgelemekten başka bir sonuç vermemiştir.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/346/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=346&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/10/varyasyonlar-evrime-delil-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.evrimyalani.com/07_clip_image001.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimyalani.com/07_clip_image002.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>İNSANIN EVRİMİ SENARYOSU 10</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/insanin-evrimi-senaryosu-10/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/insanin-evrimi-senaryosu-10/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 06:09:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Bilim Yazı Disi]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[insan evrimleşmemiştir]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın evrim senaryosu]]></category>
		<category><![CDATA[İnsanın evrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=343</guid>
		<description><![CDATA[Daha önceki bölümlerde, önce doğada canlıları evrimleştirecek hiçbir mekanizma olmadığını inceledik, sonra da canlı türlerinin bir evrim süreci sonucunda değil, bugünkü kusursuz yapılarıyla bir anda ortaya çıktıklarını, yani ayrı ayrı yaratıldıklarını gördük. Bu durumda elbette &#8220;insanın evrimi&#8221;nin de yaşanması asla mümkün olmayan bir hikaye olduğu açıktır. Peki, ama bu hikayenin evrimcilerce öne sürülen dayanağı nedir? [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=343&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Daha önceki bölümlerde, önce doğada canlıları evrimleştirecek hiçbir mekanizma olmadığını inceledik, sonra da canlı türlerinin bir evrim süreci sonucunda değil, bugünkü kusursuz yapılarıyla bir anda ortaya çıktıklarını, yani ayrı ayrı yaratıldıklarını gördük. Bu durumda elbette &#8220;insanın evrimi&#8221;nin de yaşanması asla mümkün olmayan bir hikaye olduğu açıktır.</p>
<p align="center">Peki, ama bu hikayenin evrimcilerce öne sürülen dayanağı nedir?</p>
<p align="center">Bu dayanak, evrimcilerin üzerinde hayali yorumlar yapabilecekleri fosillerin çokluğudur. Tarih boyunca 6000&#8242;den fazla maymun türü yaşamıştır. Bunların çok büyük bir bölümü, nesli tükenerek ortadan kaybolmuştur. Bugün yalnızca 120 kadar maymun türü yeryüzünde yaşamaktadır. İşte, bu 6000 civarındaki nesli tükenmiş maymun türünün fosilleri evrimciler için çok zengin bir malzeme kaynağı oluşturur.<span id="more-343"></span></p>
<p align="center">Evrimciler, yok olmuş maymun türlerinden işlerine gelen bir bölümünün kafataslarını ve kemiklerini küçükten büyüğe doğru dizmiş, bu seriye nesli tükenmiş bazı insan ırklarına ait kafataslarını da ekleyerek insanın evrimi senaryosunu yazmışlardır. Senaryo şöyledir: &#8220;İnsanlar ve günümüz maymunları ortak atalara sahiptirler. Bu yaratıklar zamanla evrimleşerek bir kısmı günümüz maymunlarını meydana getirmiş, evrimin diğer bir kolunu izleyen bir başka grup da günümüz insanlarını oluşturmuştur&#8221;.</p>
<p align="center">Oysa, bütün paleontolojik, anatomik ve biyolojik bulgular bize, evrimin bu iddiasının da diğerleri gibi geçersiz olduğunu göstermektedir. İnsanla maymun arasında herhangi bir akrabalık olduğuna dair hiçbir somut kanıt yoktur. Sahtekarlıklar, çarpıtmalar, göz boyamalar, aldatıcı çizim ve hayali yorumlar dışında&#8230;</p>
<p align="center">Fosil kayıtları bizlere, tarih boyunca insanların insan, maymunların da maymun olarak kaldıklarını göstermektedir. Evrimcilerin insanın atası olarak gösterdikleri fosillerin bir bölümü, aslında günümüze çok yakın tarihlere -örneğin 10.000 sene öncesine- kadar yaşamış ve kaybolmuş eski insan ırklarına aittir. Dahası, günümüzde halen yaşamakta olan birçok insan topluluğu ise, evrimcilerin insanın ataları gibi göstermeye çalıştıkları bu soyu tükenmiş insan ırklarıyla aynı fiziksel görünüm ve özellikleri taşımaktadır.</p>
<p align="center">Hepsinden önemlisi, maymunlar ve insanlar arasında sayısız anatomik farklılıklar bulunmaktadır ve bunların hiçbiri evrimle ortaya çıkabilecek türden değildir. &#8220;İki ayaklılık&#8221; da bunlardan bir tanesidir. İlerleyen kısımlarda daha ayrıntılı olarak ele alacağımız gibi, dik olarak iki ayak üzerinde yürüme sadece insana özgüdür ve insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerdendir.</p>
<p align="center"><strong><em>İnsanın Hayali Soy Ağacı </em></strong></p>
<p align="center">Darwinist iddia, bugün yaşayan modern insanın maymunsu birtakım yaratıklardan geldiğini varsayar. 4-5 milyon yıl önce başladığı varsayılan bu süreçte, modern insan ile ataları arasında birtakım &#8220;ara form&#8221;ların yaşadığı iddia edilir. Gerçekte tümüyle hayali olan bu senaryoda dört temel &#8220;kategori&#8221; sayılır:</p>
<p align="center">1— Australopithecines (Australopithecuslar)<br />
2— Homo habilis<br />
3— Homo   erectus<br />
4— Homo sapiensEvrimciler, insanların sözde ilk maymunsu atalarına &#8220;güney maymunu&#8221; anlamına gelen &#8220;Australopithecus&#8221; ismini verirler. Bu canlılar gerçekte soyu tükenmiş eski bir maymun türünden başka bir şey değildir. Australopithecuslar&#8217;ın çeşitli türleri bulunur; bunların bazıları iri yapılı, bazıları ise daha küçük ve narin yapılı maymunlardır.</p>
<p align="center">İnsan evriminin bir sonraki safhasını da evrimciler, &#8220;Homo&#8221; yani insan olarak sınıflandırırlar. İddiaya göre Homo serisindeki canlılar, Australopithecuslar&#8217;dan daha gelişmiş canlılardır. Bu türün evriminin en son aşamasında ise, Homo sapiens, yani günümüz modern insanının oluştuğu öne sürülür.</p>
<p align="center">Evrimci yayınlarda ve ders kitaplarında yer alan ya da medyada zaman zaman adı geçen &#8220;Java Adamı&#8221;, &#8220;Pekin Adamı&#8221;, &#8220;Lucy&#8221; gibi fosiller de üstte saydığımız dört türden birine dahil edilirler. Bu türlerin de kendi içlerinde alt türleri olduğu kabul edilir.</p>
<div>
<table border="0" cellspacing="0" width="85%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<p><strong>İLHAM KAYNAĞI TEK BİR ÇENE KEMİĞİ<br />
</strong><br />
<img src="http://www.evrimbilim.com/61.jpg" border="1" alt="" hspace="2" width="100" height="125" /><img src="http://www.evrimbilim.com/62.jpg" border="1" alt="" hspace="2" width="137" height="125" /><img src="http://www.evrimbilim.com/63.jpg" border="1" alt="" hspace="2" width="136" height="125" /><br />
İlk bulunan Ramapithecus fosili, iki parçadan oluşmuş eksik bir çeneden ibaretti (sağda). Ama evrimci çizerler, bu çene parçalarına dayanarak Ramapithecus&#8217;un ailesini ve yaşadığı hayali ortamı çizmekte hiçbir güçlük çekmemişlerdi.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="1." name="1."></a>Ramapithecus gibi bir zamanların çok iddialı ara form adayları ise, sıradan bir maymun olmalarının anlaşılması üzerine, insanın hayali soy ağacından sessiz sedasız çıkarılmışlardır.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#1">1</a></div>
<p align="center">Evrimciler &#8220;Australopithecines &gt; Homo habilis &gt; Homo erectus &gt; Homo sapiens&#8221; sıralamasını yazarken, bu türlerin her birinin, bir sonrakinin atası olduğu izlenimini verirler. Oysa paleoantropologların son bulguları, Australopithecines, Homo habilis ve Homo erectus&#8217;un dünyanın farklı bölgelerinde aynı dönemlerde yaşadıklarını göstermektedir. Dahası Homo erectus sınıflamasına ait insanların bir bölümü çok modern zamanlara kadar yaşamışlar, Homo sapiens neandertalensis ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile aynı ortamda yanyana bulunmuşlardır. Bu ise elbette bu canlıların birbirlerinin ataları oldukları iddiasının geçersizliğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p align="center">Özetle, tüm bilimsel bulgular ve araştırmalar, evrimcilerin öne sürdükleri fosillerin bir evrim sürecini göstermediğini ortaya çıkarmıştır. İnsanın ataları olarak öne sürülen fosillerin bir kısmı maymun türlerine, bir kısmı da farklı insan ırklarına aittir.</p>
<p align="center">Peki eldeki fosillerin hangileri insan, hangileri maymundur? Bunların herhangi birisinin gerçekten bir &#8220;ara form&#8221; sayılabilmesi mümkün müdür? Bu soruların cevabını görmek için, söz konusu kategorileri sırayla ele alalım.</p>
<p align="center"><em><strong>Australopithecus: Bir Maymun Türü</strong></em></p>
<p align="center">İlk kategori olan Australopithecus &#8220;güney maymunu&#8221; anlamına gelir. Bu canlıların ilk olarak Afrika&#8217;da 4 milyon yıl kadar önce ortaya çıktıkları ve 1 milyon yıl öncesine kadar da yaşadıkları sanılmaktadır. Australopithecuslar arasında bazı ayrımlar vardır. Evrimciler en eski Australopithecus türünün A. afarensis olduğunu varsayarlar. Bundan sonra ise, daha ince kemikli olan A. africanus ile, ondan daha büyük kemiklere sahip olan A. robustus gelir. A. boisei bazı araştırmacılara göre ayrı bir tür, bazılarına göre ise A. robustus&#8217;un alt türü olarak kabul edilmektedir.</p>
<p align="center">Australopithecus türlerinin tümü, günümüz maymunlarına benzeyen soyu tükenmiş maymunlardır. Tümünün beyin hacimleri, günümüz şempanzelerininkiyle aynı veya daha küçüktür. Ellerinde ve ayaklarında günümüz maymunlarındaki gibi ağaçlara tırmanmaya yarayan çıkıntılar mevcuttur ve ayakları dallara tutunmak için kavrayıcı özelliklere sahiptir. Boyları kısadır (en fazla 130 cm.) ve aynı günümüz maymunlarındaki gibi erkek Australopithecus dişisinden çok daha iridir. Kafataslarındaki yüzlerce ayrıntı, birbirine yakın gözler, sivri azı dişleri, çene yapısı, uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özellik, bu canlıların günümüz maymunlarından farklı olmadıklarını gösteren delillerdir.</p>
<p align="center">Bu konudaki evrimci iddia ise, Australopithecuslar&#8217;ın, tam bir maymun anatomisine sahip olmalarına rağmen, diğer tüm maymunların aksine, insanlar gibi dik olarak yürüdükleri tezidir. <a id="2." name="2."></a><a id="3." name="3."></a><a id="4." name="4."></a>Söz konusu &#8220;dik yürüme&#8221; iddiası, Richard Leakey, Donald Johanson gibi evrimci paleoantropologların onyıllardır savundukları bir görüştür. Ama pek çok bilim adamı, Australopithecus&#8217;un iskelet yapısı üzerinde sayısız araştırma yapmış ve bu iddianın geçersizliğini ortaya koymuştur. İngiltere ve ABD&#8217;den dünyaca ünlü iki anatomist, Lord Solly Zuckerman ve Prof. Charles Oxnard&#8217;ın, Australopithecus örnekleri üzerinde yaptıkları çok geniş kapsamlı çalışmalar bu canlıların iki ayaklı olmadıklarını, günümüz maymunlarınınkiyle aynı hareket şekline sahip olduklarını göstermiştir. İngiliz hükümetinin desteğiyle, beş uzmandan oluşan bir ekiple bu canlıların kemiklerini on beş yıl boyunca inceleyen Lord Zuckerman, kendisi de bir evrimci olmasına rağmen, Australopithecuslar&#8217;ın sadece sıradan bir maymun türü oldukları ve kesinlikle dik yürümedikleri sonucuna varmıştır.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#2">2</a> Bu konudaki araştırmalarıyla ünlü diğer evrimci anatomist Charles E. Oxnard da Australopithecuslar&#8217;ın iskelet yapılarını günümüz orangutanlarınınkine benzetmektedir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#3">3</a> Son olarak 1994 yılında İngiltere&#8217;deki Liverpool Üniversitesi&#8217;nden bir ekip, Australopithecuslar&#8217;ın iskeleti ile ilgili kesin bir sonuca varmak için kapsamlı bir araştırma yapmıştır. Vardıkları sonuç; &#8220;Australopithecuslar&#8217;ın dört ayaklı olduklarıdır.&#8221;<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#4">4</a></p>
<p align="center">Kısacası Australopithecuslar, insanlarla hiçbir ilgisi olmayan, nesli   tükenmiş bir maymun türünden başka bir şey değildirler.</p>
<p align="center"><em><strong>Homo Habilis: İnsan Yapılmak İstenen Maymun</strong></em></p>
<p>Australopithecuslar&#8217;ın iskelet ve kafatası yapılarının şempanzelerden neredeyse farksız oluşu ve canlıların dik yürüdükleri iddiasının da sağlam kanıtlarla çürütülmesi, evrimci paleoantropologları oldukça zor durumda bırakmıştır. Çünkü hayali evrim şemasında Australopithecuslar&#8217;dan sonra Homo erectus gelir. Homo erectus, isminin başındaki &#8220;Homo&#8221; yani &#8220;insan&#8221; teriminden de anlaşıldığı gibi bir insan grubudur ve iskeleti de tamamen diktir. Kafatası hacmi Australopithecuslar&#8217;ın iki katı kadardır. Şempanze benzeri bir maymun türü Australopithecuslar&#8217;dan, modern insandan farksız bir iskelete sahip olan Homo erectus&#8217;a geçmek ise, evrimci teoriye göre bile mümkün değildir. Dolayısıyla &#8220;bağlantı&#8221;lar, yani &#8220;ara form&#8221;lar gerekir. İşte Homo habilis kavramı, bu zorunluluktan doğmuştur.</p>
<p>Homo habilis sınıflandırması 1960&#8242;lı yıllarda ailece &#8220;fosil avcısı&#8221; olan Leakey&#8217;ler tarafından ortaya atıldı. Leakey&#8217;lere göre, Homo habilis olarak sınıflandırdıkları bu yeni tür canlı, dik yürüme yeteneğine, göreceli olarak büyük bir beyin hacmine, taştan ve tahtadan alet kullanma yeteneğine sahipti. Bu sebeple insanın atası olabilirdi.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="496" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="472" height="359">
<p align="center"><strong>AUSTRALOPITHECUS &#8211; ŞEMPANZE   BENZERLİĞİ</strong></p>
<table border="0" cellpadding="5" width="311" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/ausralo.jpg" border="0" alt="" hspace="7" width="167" height="125" /></td>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/sempanze.jpg" border="0" alt="" width="123" height="125" /></td>
</tr>
<tr>
<td>AUSTRALOPITHECUS</td>
<td>MODERN ŞEMPANZE</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>
<img src="http://www.evrimbilim.com/60b.jpg" alt="" width="88" height="250" align="left" /> AL 288-1 veya &#8220;Lucy&#8221;: Etiyopya, Hadar&#8217;da bulunan ve Australopithecusaferensis türüne ait olduğu düşünülen ilk fosildir. Evrimciler uzun süre Lucy&#8217;nun dik yürüdüğünü ispatlamak için büyük çaba harcadılar; ancak son araştırmalar bu canlının eğik yürüyen sıradan bir şempanze olduğunu kesin olarak ortaya koydu</div>
<p align="left"><img src="http://www.evrimbilim.com/60c.jpg" alt="" hspace="7" width="144" height="125" align="right" />Üstte görülen Australopithecus aferensis AL 333-105 fosili bu türün genç bir üyesine ait. Bu nedenle kafatasındaki çıkıntı henüz gelişmemiş.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Oysa 80&#8242;li yılların ortalarından sonra bulunan aynı türe ait yeni fosiller, bu görüşü tamamen değiştirecekti. Yeni bulunan fosillere dayanan Bernard Wood ve Loring Brace gibi araştırmacılar, bunların, &#8220;alet kullanabilen insan&#8221; anlamına gelen Homo habilis yerine, &#8220;alet kullanabilen Güney Afrika maymunu&#8221; anlamına gelen Australopithecus habilis olarak sınıflandırılması gerektiğini söylediler. Çünkü Homo habilis, Australopithecus ismi verilen maymunlarla birçok ortak özellikler taşıyordu. Aynı Australopithecus gibi uzun kollu, kısa bacaklı ve maymunsu bir iskelet yapısına sahipti. El ve ayak parmakları tırmanmaya uyumluydu. Çene yapıları tamamen günümüz maymunlarınınkine benziyordu. 550 cc.&#8217;lik beyin hacimleri de bunların birer maymun olduklarının en iyi göstergesiydi. Kısacası bazı evrimciler tarafından ayrı bir tür olarak gösterilen Homo habilis, gerçekte tüm diğer Australopithecuslar gibi bir maymun türüydü.</p>
<p>İlerleyen yıllarda yapılan araştırmalar, Homo habilis&#8217;in gerçekten de Australopithecus&#8217;tan farklı bir canlı olmadığını ortaya koydu. 1984 yılında Tim White tarafından bulunan OH 62 iskelet ve kafatası fosili, bu türün günümüz maymunlarınınki gibi küçük beyin hacmine, dallara tırmanmaya yarayan uzun kollara ve kısa bacaklara sahip olduğunu gösterdi.</p>
<p>Amerikalı antropolog Holly Smith&#8217;in 1994 yılında yaptığı detaylı analizler de yine Homo habilis&#8217;in aslında &#8220;Homo&#8221; yani insan değil, maymun olduğunu gösterdi. Smith, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus ve Homo neandertalensis türlerinin dişleri üzerinde yaptığı analizler hakkında şöyle diyordu:</p>
<blockquote><p><a id="1." name="1."></a>Dişlerin gelişimi ve yapısı kriterine dayanarak yaptığımız analizler, Australopithecines ve Homo habilis türlerinin Afrika maymunlarıyla aynı kategoride olduklarını, ancak Homo erectus ve Neandertal türlerinin modern insanlarla aynı yapıya sahip olduğunu göstermektedir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#1">1</a></p></blockquote>
<table border="1" cellpadding="5" width="496" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><strong>HOMO HABILIS: DİĞER BİR MAYMUN</strong></p>
<p align="left"><img src="http://www.evrimbilim.com/63b.jpg" alt="" hspace="5" width="175" height="272" align="left" />Evrimciler uzun bir süre Homo habilis olarak isimlendirdikleri canlıların dik yürüyebildiklerini savundular. Böylece maymundan insana geçişi gösteren bir halka bulduklarını düşünüyorlardı. Ancak Tim White&#8217;ın 1986 yılında bulduğu ve OH 62 ismini verdiği yeni Homo habilis fosili bu iddialarını çürüttü. Bu fosil parçaları Homo habilis&#8217;ingünümüz maymunlarında olduğu gibi uzun kollara ve kısa bacaklara sahip olduğunu gösteriyordu. Bu fosil Homo habilis&#8217;in iki ayağı üzerinde dik yürüyebilen bir canlı olduğu iddiasının sonunu getirdi.Homo habilis bir maymun türünden başka birşey değildi.</p>
<p align="left"><img src="http://www.evrimbilim.com/63a.jpg" alt="" hspace="5" width="125" height="100" align="right" />Homo habilis türünün çene özelliklerini en iyi şekilde tanımlayan fosil ise, soldaki &#8220;OH 7 Homo habilis&#8221; olmuştur. Bu çene fosilinin büyük kesici dişleri vardır. Azı dişleri küçüktür. Çenenin şekli ise dörtgen şeklindedir. Bütün bu özellikleri ile bu çene günümüz maymunlarınınkine çok benzer. Bir başka deyişle, Homo habilis&#8217;in çenesi de bu canlının bir maymun olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="2." name="2."></a>Aynı yıl Fred Spoor, Bernard Wood ve Frans Zonneveld adlı üç anatomi uzmanı çok farklı bir yöntemle yine aynı sonuca ulaştılar. Bu yöntem, insan ve maymunların iç kulaklarında yer alan ve denge sağlamaya yarayan yarı-çembersel kanalların karşılaştırmalı analizine dayanıyordu. Dik yürüyen insanların kanalları ile, eğik yürüyen maymunların kanalları birbirlerinden somut bazı farklılıklarla ayrılıyorlardı. Spoor, Wood ve Zonneveld&#8217;in, inceledikleri tüm Australopithecus ve dahası Homo habilis örneklerinin iç kulak kanalları modern maymunlarınkiyle aynıydı. Homo erectus&#8217;un iç kulak kanalları ise, aynı modern insanlardaki gibiydi.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#2">2</a>Bu bulgu çok önemli iki sonucu göstermekteydi:</p>
<blockquote><p>(1) Homo habilis adıyla anılan fosiller, gerçekte &#8220;Homo&#8221; yani insan sınıflamalarına değil, Australopithecus (maymun) sınıflamalarına dahildi.<br />
(2) Hem Homo habilis hem de Australopithecus türleri, eğik yürüyen, yani maymun iskeletine sahip canlılardı. İnsanlarla ilgileri yoktu.</p></blockquote>
<p><em><strong>Homo Rudolfensis: Yanlış Yapıştırılan Yüz</strong></em></p>
<p>Homo rudolfensis terimi, 1972 yılında bulunan birkaç fosil parçasına verilen isimdir. Söz konusu fosil parçaları Kenya&#8217;daki Rudolf nehri civarında bulunduğu için, bu fosilin temsil ettiği varsayılan türe de Homo rudolfensis adı verilmiştir. Çoğu paleoantropolog ise bu fosillerin aslında ayrı bir türe ait olmadığını, Homo rudolfensis denen canlının da aslında bir Homo habilis, yani bir maymun türü olduğunu kabul etmektedir.</p>
<p>Fosilleri bulan Richard Leakey, 2.8 milyon yıl yaş biçtiği ve &#8220;KNM-ER 1470&#8243; olarak adlandırdığı kafatasını antropoloji tarihinin en büyük buluşu gibi tanıtmış ve büyük yankı uyandırmıştı. Australopithecus gibi küçük bir kafatası hacmi olan, ancak insansı bir yüze sahip bulunan canlı, Leakey&#8217;e göre, Australopithecus ile insan arasındaki kayıp halkaydı. Ancak bir süre sonra anlaşılacaktı ki, KNM-ER 1470 kafatasının bilimsel dergilere kapak olan &#8220;insansı&#8221; yüzü, gerçekte kafatası parçalarını birleştirirken yapılan -belki de kasıtlı- hataların sonucuydu. İnsan yüzü anatomisi üzerinde çalışmalar yapan Prof. Tim Bromage, 1992 yılında bilgisayar simülasyonları yardımıyla ortaya çıkardığı bu gerçeği şöyle özetler:</p>
<p><a id="3." name="3."></a>KNM-ER 1470&#8242;in rekonstrüksiyonu yapılırken, yüz, aynı modern insanlarda olduğu gibi, kafatasına neredeyse tam paralel bir biçimde inşa edilmişti. Oysa yaptığımız incelemeler, yüzün kafatasına daha eğimli bir biçimde inşa edilmiş olmasını gerektirmektedir. Bu ise aynı Australopithecus&#8217;da gördüğümüz maymunsu yüz özelliğini meydana getirir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#3">3</a></p>
<p>Bu konuda evrimci paleoantropolog   J. E. Cronin de şöyle der:</p>
<blockquote><p><a id="4." name="4."></a>Kaba olarak biçimlendirilmiş yüz, düşük kafatası genişliği ve büyük azı dişler gibi ilkel özellikler, KNM-ER 1470&#8242;in Australopithecus ile paylaştığı ilkel özelliklerdir&#8230; KNM-ER 1470, diğer erken Homo örnekleri gibi, öteki ince yapılı Australopithecuslar&#8217;la birçok yapısal ortak özellik taşır. Bu özellikler, diğer sonraki geç Homo örneklerinde (yani Homo erectus&#8217;ta) bulunmaz.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#4">4</a></p></blockquote>
<p><a id="5." name="5."></a><a id="6." name="6."></a>Michigan Üniversitesi&#8217;nden C. Loring Brace ise çene ve diş yapısı üzerinde yaptığı analizlerde 1470 kafatası hakkında yine aynı sonuca varmıştır: &#8220;Çenenin büyüklüğü ve azı dişlerinin kapladığı yerin genişliği, ER 1470&#8242;in tam anlamıyla bir Australopithecus yüz ve dişlerine sahip olduğunu göstermektedir.&#8221;<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#5">5</a> KNM-ER 1470 üzerinde en az Leakey kadar incelemede bulunmuş olan John Hopkins Üniversitesi paleoantropoloğu Prof. Alan Walker da, bu canlının Homo habilis ya da Homo rudolfensis gibi bir &#8220;Homo&#8221; yani insan türüne dahil edilmemesi, aksine Australopithecus sınıfına sokulması gerektiğini savunmaktadır.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#6">6</a></p>
<p>Kısacası, Australopithecuslar ile Homo erectus arasında bir geçiş formu gibi gösterilmeye çalışılan Homo habilis ya da Homo rudolfensis gibi sınıflamalar tamamen hayalidir. Bu canlılar bugün çoğu araştırmacının kabul ettiği gibi, Australopithecus serisinin birer üyesidirler. Bütün anatomik özellikleri, bu canlıların birer maymun türü olduklarını göstermektedir.</p>
<p>Bu gerçek, Bernard Wood ve Mark Collard adlı iki evrimci antropoloğun 1999 yılında Science dergisinde yayınlanan incelemeleriyle daha da belirgin hale gelmiştir. Wood ve Collard, Homo habilis ve Homo rudolfensis (Skull 1470 türü) kategorilerinin hayali olduğunu, aslında bu kategorilere dahil edilen fosillerin Australopithecus sınıflaması içinde incelenmesi gerektiğini şöyle açıklamışlardır:</p>
<p>Daha yakın zamanda, fosil türleri, mutlak beyin hacmi, dil yeteneği konusundaki çıkarımlar ve el fonksiyonu ve taştan aletler yapma becerileri konusundaki kurgular gibi temellere dayanılarak, Homo kategorisine dahil edilmiştir. Bir kaç istisna haricinde, bu (Homo) cinsin insan evrimi içindeki tanımı ve kullanımı ve Homo&#8217;nun sınırının belirlenişi, sanki sorunsuz bir olgu gibi kabul edilmiştir. Ama&#8230; yeni bulgular, mevcut bulgulara getirilen yeni yorumlar, ve paleoantropolojik kayıtlar üzerindeki kısıtlamalar, sınıflamaları Homo cinsine dahil etmek için kullanılan kriterleri geçersiz hale getirmektedir&#8230; Pratikte, fosilleşmiş hominid türleri, Homo kategorisine, dört temel kriterden biri veya daha fazlasına göre dahil edilmektedir&#8230; Oysa şimdi açık hale gelmiştir ki, bu kriterlerin hiç biri tatminkar değildir. Kafatası hacmi problemlidir, çünkü mutlak beyin kapasitesinin biyolojik bir önemi olduğu varsayımı tartışmalıdır. Aynı şekilde, konuşma fonksiyonunun beynin genel görünümünden güvenilir şekilde çıkarsanamayacağına dair oldukça tatmin edici kanıtlar vardır ve beynin konuşma ile ilgili bölgelerinin, daha önceki çalışmaların ima ettiğinin aksine lokalize olmadığına dair kanıtlar vardır&#8230;</p>
<p><a id="7." name="7."></a>Bir başka deyişle, H. habilis ve H. rudolfensis&#8217;e ait fosil bulgular eklendiğinde, Homo cinsi iyi bir cins değildir. Dolayısıyla, H. habilis ve H. rudolfensis, Homo cinsinden çıkarılmalıdır&#8230; Şu an için, hem H. habilis&#8217;in hem de H. rudolfensis&#8217;in Australopithecus cinsine geçirilmesini öneriyoruz.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#7">7</a></p>
<p>Wood ve Collard&#8217;ın vardığı sonuç, anlattığımız gerçeği doğrulamaktadır: Tarihte &#8220;ilkel insan ataları&#8221; yoktur. Bu şekilde gösterilen canlılar, gerçekte Australopithecus kategorisine dahil edilmeleri gereken maymunlardır. Fosil kayıtları, bu soyu tükenmiş maymunlar ile, fosil kayıtlarında aniden ortaya çıkan Homo yani insan türü arasında hiç bir evrimsel ilişki olmadığını göstermektedir.</p>
<p><em><strong>Homo Erectus ve Sonrası: Gerçek İnsanlar</strong></em></p>
<p>Evrimcilerin hayali şemasına göre Homo türünün kendi içindeki evrimi şöyledir: Önce Homo erectus, sonra Homo sapiens archaic ve Neandertal insanı, sonra da Cro-magnon Adamı ve günümüz insanı&#8230; Oysa bu sınıflamaların hepsi, gerçekte sadece özgün insan ırklarıdır. Aralarındaki fark, bir eskimo ile bir zenci ya da bir pigme ile Avrupalı arasındaki farktan daha büyük değildir. <a id="8." name="8."></a>Öncelikle evrimcilerin en ilkel tür saydıkları Homo erectus&#8217;u inceleyelim. &#8220;Erect&#8221; terimi &#8220;dik&#8221; demektir. Homo erectus ise &#8220;dik yürüyen insan&#8221; anlamına gelir. Evrimciler bu insanları, &#8220;erect&#8221; sıfatı ile öncekilerden ayırmak zorunda kalmışlardır. Çünkü eldeki tüm Homo erectus fosilleri, Australopithecus ya da Homo habilis örneğinde görülmediği kadar diktir. Modern insanın iskeleti ile Homo erectus iskeleti arasında hiçbir fark yoktur.</p>
<p>Evrimcilerin Homo erectus&#8217;u &#8220;ilkel&#8221; saymaktaki en önemli dayanakları ise, kafatası hacminin (900-1100 cc.) modern insanın ortalamasından küçüklüğü ve kalın kaş çıkıntılarıdır. Oysa bugün de dünyada Homo erectus&#8217;la aynı kafatası ortalamasında pek çok insan yaşamaktadır (örneğin pigmeler) ve bugün de çeşitli ırklarda kaş çıkıntıları vardır (örneğin Avusturalya yerlileri Aborijinler&#8217;de).</p>
<p>Kafatası hacmi farklılığının zeka ve beceri yönünden hiçbir fark oluşturmadığı ise bilinen bir gerçektir. Zeka, beynin hacmine göre değil, beynin kendi içindeki organizasyonuna göre değişir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#8">8</a></p>
<p><a id="9." name="9."></a><a id="10." name="10."></a>Homo erectus&#8217;u dünyaya tanıtan fosiller, her ikisi de Asya&#8217;da bulunan Pekin Adamı ve Java Adamı fosilleriydi. Ancak zamanla bu iki kalıntının da güvenilir olmadıkları anlaşıldı. Pekin Adamı, sadece alçıdan yapılmış ve aslı kaybolmuş modellerden ibaretti, Java Adamı ise bir kafatası parçası ile, ondan metrelerce uzakta bulunmuş bir leğen kemiğinden oluşuyordu ve bunların aynı canlıya ait olduğuna dair hiçbir gösterge yoktu. Bu nedenle Afrika&#8217;da bulunan Homo erectus fosilleri giderek daha fazla önem kazandı. (Bu arada, Homo erectus olarak tanımlanan fosillerin bir kısmının, bazı evrimciler tarafından &#8220;Homo ergaster&#8221; adlı ikinci bir sınıflamaya dahil edildiğini de belirtmek gerekir. Bu konuda aralarında anlaşmazlık vardır. Biz söz konusu fosillerin hepsini Homo erectus sınıflaması içinde ele alacağız.)</p>
<p>Afrika&#8217;da bulunan Homo erectus örneklerinin en ünlüsü, Kenya&#8217;daki Turkana Gölü yakınlarında bulunan &#8220;Narikotome homo erectus&#8221; ya da &#8220;Turkana Çocuğu&#8221; fosilidir. Bu fosilin sahibinin 12 yaşında bir çocuk olduğu ve büyüdüğü zaman yaklaşık 1.83 boyunda olacağı saptanmıştır. Fosilin dik iskelet yapısı günümüz insanından farksızdır. Amerikalı paleoantropolog Alan Walker, &#8220;ortalama bir patolojistin bu fosilin iskeletiyle, bir modern insan iskeletini birbirinden ayırmasının çok güç olduğunu&#8221; söyler.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#9">9</a> Walker kafatası için de, &#8220;bir Neandertal kafatasına   aşırı derecede benzediğini&#8221; söylemektedir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#10">10 </a>Neandertaller biraz sonra inceleyeceğimiz gibi günümüz insanın bir ırkıdırlar. Dolayısıyla Homo erectus da yine günümüz insanın bir ırkıdır. Nitekim evrimci Richard Leakey bile Homo erectus&#8217;un günümüz insanı ile olan farklılığının ırksal farklılıktan öte bir anlam taşımadığını şöyle ifade eder:</p>
<table border="0" cellpadding="5" width="89%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><strong>700 BİN YILLIK GEMİ   MÜHENDİSLERİ</strong></td>
</tr>
<tr>
<td height="134">
<p align="left"><img src="http://www.evrimbilim.com/denizciler.jpg" alt="" hspace="10" width="250" height="108" align="right" />&#8220;&#8221;ANTİK DENİZCİLER&#8221;: İlk insanlar sandığımızdan çok daha akıllıydı&#8230;&#8221; New Scientist dergisinde yayınlanan 14 Mart 1998 tarihli bu habere göre, evrimcilerin Homo erectus adını verdikleri insanlar 700 bin yıl önce gemicilik yapıyorlardı. Gemi yapacak bilgi ve teknolojiye ve deniz ulaşımını gerektiren bir kültüre sahip olan bu insanların &#8220;ilkel&#8221; sayılması elbette imkansızdır.&#8221;</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a id="11." name="11."></a>Herhangi bir kişi farklılıkları farkedebilir: Kafatasının biçimi, yüzün açısı, kaş çıkıntısının kabalığı vs. Ancak bu farklılıklar bugün değişik coğrafyalarda yaşamakta olan insan ırklarının birbirleri arasındaki farklılıklardan daha fazla değildir. Böyle bir varyasyon, topluluklar birbirlerinden uzun zaman aralıklarında ayrı tutuldukları zaman ortaya çıkar.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#11">11</a></p></blockquote>
<p>Connecticut Üniversitesi&#8217;nden Prof. William Laughlin, Eskimolar ve Aleut Adaları insanları üzerinde uzun yıllar anatomik incelemeler yapmış ve bu insanlar ile Homo erectus&#8217;un şaşırtıcı derecede birbirlerine benzediklerini görmüştür. Laughlin&#8217;in vardığı sonuç, tüm bu ırkların gerçekte Homo sapiens türüne (modern insana) ait farklı ırklar olduğudur:</p>
<blockquote><p><a id="12." name="12."></a>Hepsi Homo sapiens türüne ait olan Eskimolar ve Avusturalya yerlileri gibi uzak gruplar arasındaki büyük farklılıkları dikkate aldığımızda, Homo erectus&#8217;un da kendi içinde farklılıklar taşıyan bu türe (Homo sapiens&#8217;e) ait olduğu sonucuna varmak çok mantıklı gözükmektedir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#12">12</a></p></blockquote>
<p>Homo erectus&#8217;un yapay bir sınıflama olduğu, Homo erectus kategorisine dahil edilen fosillerin gerçekte Homo sapiens&#8217;ten ayrı bir tür sayılacak kadar farklılık taşımadığı, son yıllarda bilim dünyasında giderek daha fazla dile getirilmektedir. American Scientist dergisinde, bu konudaki tartışmalar ve 2000 yılında bu konuda yapılan bir konferansın sonucu şöyle özetlenmektedir:</p>
<p><a id="13." name="13."></a>Senckenberg konferansına katılanların çoğu, Michigan Üniversitesi&#8217;nden Milford Wolpoff, Canberra Üniversitesi&#8217;nden Alan Thorne ve meslektaşları tarafından başlatılan ve Homo erectus&#8217;un taksonomik statüsünü ele alan ateşli tartışmaya dahil oldular. Bunlar (Wolpoff ve Thorn) güçlü bir şekilde, Homo erectus&#8217;un bir tür olarak geçerliliğinin bulunmadığını, tamamen ortadan kaldırılması gerektiğini savundular. Homo cinsinin tüm üyeleri, 2 milyon yıl öncesinden günümüze kadar, varyasyona oldukça açık ve geniş alanlara yayılmış tek bir tür, yani Homo sapiens türüydü onlara göre, ve bu tür içinde doğal kırılmalar ve alt bölünmeler bulunmuyordu. Konferansın konusu, Homo erectus&#8217;un var olmadığıydı.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#13">13</a></p>
<p align="left">Neandertaller: İri Yapılı Bir İnsan Irkı</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="105" align="right">
<tbody>
<tr>
<td height="183">
<div>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/70.jpg" border="1" alt="" hspace="1" width="103" height="150" /><br />
SAHTE MASKELER: Evrimciler günümüz insanından hiçbir önemli farkları olmayan Neandertaller&#8217;e sahte çizimlerle kasıtlı olarak maymunsu bir görünüm verirler.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Neandertaller bundan 100 bin yıl önce Avrupa&#8217;da aniden ortaya çıkmış ve yaklaşık 35 bin yıl önce de yine hızlı ve sessiz bir biçimde yok olmuş -ya da diğer ırklarla karışarak asimile olmuş- insanlardır. Günümüz insanından tek farkları, iskeletlerinin biraz daha güçlü ve kafatası ortalamalarının biraz daha yüksek olmasıdır.</p>
<p>Neandertaller bir insan ırkıdır ve bugün artık bu gerçek hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Evrimciler bu insanları &#8220;ilkel bir tür&#8221; olarak göstermek için çok çabalamışlar, ama bütün bulgular Neandertal insanının bugün sokakta yürüyen herhangi bir &#8220;yapılı&#8221; insandan daha farklı olmadığını göstermiştir. Bu konuda önde gelen bir otorite sayılan New Mexico Üniversitesi&#8217;nden paleoantropolog Erik Trinkaus şöyle yazar:</p>
<p><a id="1." name="1."></a>Neandertal kalıntıları ve modern insan kemikleri arasında yapılan ayrıntılı karşılaştırmalar göstermektedir ki, Neandertaller&#8217;in anatomisinde, ya da hareket, alet kullanımı, zeka seviyesi veya konuşma kabiliyeti gibi özelliklerinde modern insanlardan aşağı sayılabilecek hiçbir şey yoktur.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#1">1</a></p>
<p>Bu nedenle günümüzde birçok araştırmacı, Neandertal insanını günümüz insanının bir alt türü olarak tanımlayarak &#8220;Homo sapiens neandertalensis&#8221; demektedir. Bulgular, Neandertaller&#8217;in ölülerini gömdüklerini, çeşitli müzik aletleri yaptıklarını ve aynı dönemde yaşamış Homo sapiens sapienslerle beraber, gelişmiş bir kültürü paylaştıklarını açıkça göstermektedir. Kısacası Neandertaller, sadece zamanla ortadan kaybolmuş &#8220;yapılı&#8221; bir insan ırkıdır.</p>
<p>Homo Sapiens Archaic, Homo Heilderbergensis ve Cro-Magnon</p>
<p>Homo sapiens archaic, hayali evrim şemasının günümüz insanından bir önceki basamağını oluşturur. Aslında bu insanlar hakkında evrimciler açısından söylenecek bir şey yoktur, zira bunlar günümüz insanından ancak çok küçük farklılıklarla ayrılırlar. Hatta bazı araştırmacılar, bu ırkın temsilcilerinin günümüzde hala yaşamakta olduklarını söyleyerek Avustralyalı Aborijin yerlilerini örnek gösterirler. Aborijin yerlileri de aynı bu ırk gibi kalın kaş çıkıntılarına, içeri doğru eğik bir çene yapısına ve biraz daha küçük bir beyin hacmine sahiptirler. Ayrıca çok yakın bir geçmişte Macaristan&#8217;da ve İtalya&#8217;nın bazı köylerinde bu insanların yaşamış olduklarına dair çok ciddi bulgular ele geçirilmiştir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="76%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="329">
<p align="center"><strong>NEANDERTALLER: İRİ YAPILI İNSANLAR</strong></p>
<p align="left"><img src="http://www.evrimbilim.com/71a.jpg" alt="" hspace="5" width="120" height="154" align="left" /><img src="http://www.evrimbilim.com/70a.jpg" alt="" hspace="5" width="127" height="154" align="right" />Sağda, İsrail&#8217;de bulunan Homo Sapiens neanderthalensis, Amud 1 kafatası yeralıyor. Neandertal insanı genel olarak kısa boylu ve sağlam yapılı olarak bilinir. Ancak bu fosilin sahibinin 1.80 m. boyunda olduğu tahmin edilmektedir. Beyin hacmi ise bugüne kadar rastlanılanların en büyüğüdür: 1740 cc. Bu nedenlerle bu fosil, Neandertallerin ilkel bir tür olduğu yönüandeki iddiaları çok kesin bir biçimde yıkan bir delil niteliğindedir. Yanda görülen Kebara 2 (Moşe) fosili bugüne kadar bulunmuş en tamam Neandertal kalıntısıdır. 1.70 boyundaki bu bireyin iskelet yapısı günümüz insanından ayırdedilememektedir. Fosille beraber bulunan alet kalıntılarından, bu bireyin ait olduğu topluluğun aynı zamanda aynı bölgede yaşayan Homo sapiens topluluklarıyla aynı kültürü paylaştığrı düşünülmektedir.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Evrimci literatürde Homo heilderbergensis olarak tanımlanan sınıflandırma ise, aslında Homo sapiens archaic&#8217;le aynı şeydir. Aynı insan ırkını tanımlamak için bu iki ayrı kavramın da kullanılmasının nedeni, evrimciler arasındaki görüş farklılıklarıdır. Homo heilderbergensis sınıflamasına dahil edilen tüm fosiller ise, anatomik olarak günümüz Avrupalı&#8217;larına çok benzeyen insanların günümüzden 500 bin, hatta 740 bin yıl önce İngiltere&#8217;de ve İspanya&#8217;da yaşadıklarını göstermektedir.</p>
<p>Cro-magnon sınıflaması ise, 30.000 yıl önceye kadar yaşadığı tahmin edilen bir ırktır. Kubbe şeklinde bir kafatasına, geniş bir alna sahiptir. 1600 cc.&#8217;lik kafatası hacmi, günümüz insanının ortalamasından fazladır. Kafatasında kalın kaş çıkıntıları vardır ve arka kısımda, Neandertal adamının ve Homo erectus&#8217;un karakteristik özelliği olan kemiksi çıkıntı bulunmaktadır.</p>
<p>Avrupalı bir ırk olarak kabul edilmesine karşın, Cro-Magnon kafatasının yapısı ve hacmi, günümüzde Afrika ve tropik iklimlerde yaşayan bazı ırklara fazlasıyla benzemektedir. Bu benzerliğe dayanarak, Cro-Magnon&#8217;un Afrika kökenli eski bir ırk olduğu tahmin edilir. Diğer bazı paleoantropolojik bulgular, Cro-magnon ve Neandertal ırklarının birbirleri ile kaynaşarak, günümüzdeki bazı ırklara temel oluşturduklarını göstermektedir. Dahası günümüzde Cro-magnon ırkına benzer etnik grupların Afrika kıtasının farklı bölgelerinde ve Fransa&#8217;nın Salute ve Dordonya bölgelerinde hala yaşadığı kabul edilmektedir. Polonya ve Macaristan&#8217;da da aynı özelliklere sahip insanlara rastlanmıştır.</p>
<p><em><strong>Atalarıyla Aynı Anda Yaşayan Türler!&#8230;</strong></em></p>
<p>Şimdiye kadar incelediklerimiz bize açık bir tablo oluşturdu: &#8220;İnsanın evrimi&#8221; senaryosu tümüyle hayali bir kurgudur. Çünkü böyle bir soy ağacının var olması için, maymunlardan insanlara aşamalı bir evrim yaşanmış ve bunun fosillerinin bulunmuş olması gerekir. Oysa maymunlarla insanlar arasında açık bir uçurum vardır. İskelet yapıları, kafatası hacimleri, dik ya da eğik yürüme kriterleri gibi özellikler, insan ile maymunun arasını açıkça ayırmaktadır. (1994 yılında iç kulaktaki denge kanalları üzerinde yapılan incelemelerin de Australopithecus ve Homo habilis&#8217;i maymun sınıfına, Homo erectus&#8217;u ise insan sınıfına ayırdığına değinmiştik.).</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="152" align="right">
<tbody>
<tr>
<td height="256">
<p align="center"><img src="http://www.evrimbilim.com/69.jpg" border="0" alt="" hspace="4" width="150" height="119" /><br />
26 BİN YILLIK   İĞNE<br />
Neandertal insanının günümüzden onbinlerce yıl önce giyim-kuşam bilgisine sahip olduğunu gösteren ilginç bir fosil: 26 bin senelik iğne. (D.Johanson, B. Edgar. From Lucy to Language. s.99)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="3." name="3."></a><a id="2." name="2."></a>Bu farklı türler arasında bir soy ağacı olamayacağını gösteren çok önemli bir başka bulgu ise, birbirlerinin atası olarak gösterilen türlerin aynı anda ve birarada yaşamış olmalarıdır! Eğer evrimcilerin iddia ettiği gibi Australopithecuslar zamanla Homo habilis&#8217;e, onlar da zamanla Homo erectus&#8217;a dönüşmüş olsalardı, bu türlerin yaşadıkları dönemlerin de birbirini izlemesi gerekirdi. Oysa aksine, böyle bir kronolojik sıralama yoktur.</p>
<p>Evrimcilerin kendi hesaplamalarına göre, Australopithecuslar 4 milyon yıl öncesinden 1 milyon yıl öncesine kadar yaşamışlardır. Homo habilis olarak sınıflandırılan canlıların ise 1,7-1,9 milyon yıl öncesinde yaşadığı hesaplanmaktadır. Homo habilis&#8217;ten daha &#8220;ileri&#8221; olduğu söylenen Homo rudolfensis için biçilen yaş ise, 2,5-2,8 milyon yıl kadar eskidir! Yani Homo rudolfensis, &#8220;atası&#8221; olması gereken Homo habilis&#8217;ten neredeyse 1 milyon yıl daha yaşlıdır. Öte yandan Homo erectus&#8217;un yaşı 1,6-1,8 milyon yıl kadar geri gitmektedir. Yani Homo erectus örnekleri de, sözde ataları olan Homo habilis sınıflamasıyla yaklaşık aynı zaman diliminde ortaya çıkmışlardır.</p>
<p>Alan Walker, &#8220;Doğu Afrika&#8217;da Australopithecus bireyleri ile Homo habilis ve Homo erectus türlerinin aynı anda yaşadıklarına dair kesin deliller vardır&#8221; diyerek bu gerçeği doğrular.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#2">2</a></p>
<p>Louis Leakey, Olduvai Gorge bölgesindeki Bed II katmanında Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus fosillerini neredeyse yanyana bulmuştur.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#3">3 </a>Elbette böyle bir soy ağacı olamaz. Harvard Üniversitesi paleontologlarından Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmasına karşın, Darwinist teorinin içine girdiği bu çıkmazı şöyle açıklar:</p>
<blockquote><p><a id="4." name="4."></a>Eğer birbiri ile paralel bir biçimde yaşayan üç farklı hominid (insanımsı) çizgisi varsa, o halde bizim soy ağacımıza ne oldu? Açıktır ki bunların biri diğerinden gelmiş olamaz. Dahası, biri diğeriyle karşılaştırıldığında evrimsel bir gelişme trendi göstermemektedirler.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#4">4</a></p></blockquote>
<p><a id="5." name="5."></a>Homo erectus&#8217;tan Homo sapiens&#8217;e doğru ilerlediğimizde de yine ortada bir soyağacı olmadığını görürüz. Homo erectus&#8217;un ve Homo sapiens archaic&#8217;in günümüzden 27.000 yıl öncesine hatta 10.000 yıl öncesine kadar yaşamlarını sürdürmüş olduklarını gösteren bulgular vardır. Avustralya&#8217;da Kow Bataklığı&#8217;nda 13 bin yıllık, Java Adası&#8217;nda ise 27 bin yıllık Homo erectus kafatasları bulunmuştur.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#5">5</a></p>
<p>Homo Sapiens&#8217;in Gizli Tarihi</p>
<p>Tüm bu incelediklerimizin yanında, hayali evrim soy ağacını temelinden yıkan en önemli ve şaşırtıcı gerçek ise, Homo sapiens&#8217;in, yani modern insanın tarihinin hiç umulmadık kadar geriye gitmesidir. Paleontolojik bulgular, bundan neredeyse bir milyon yıl öncesinde, bize tıpatıp benzeyen Homo sapiens insanlarının yaşadığını göstermektedir.Bu konudaki ilk <a id="6." name="6."></a>bulgular, ünlü evrimci paleoantropolog Louis Leakey&#8217;e aitti. Leakey, 1932 yılında Kenya&#8217;daki Victoria gölü yakınlarındaki Kanjera bölgesinde anatomik olarak modern insandan farkı olmayan, Orta Pleistosen devrine ait birkaç tane fosil buldu. Ancak Orta Pleistosen devri, bundan bir milyon yıl öncesi demekti.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#6">6 </a>Bu bulgular evrim soy ağacını tepetaklak ettiği için diğer bazı evrimci paleoantropologlar tarafından reddedildi. Ama Leakey, hesaplarının doğru olduğunu her zaman için savundu.</p>
<table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="500" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/71.jpg" alt="" width="80" height="104" /></td>
<td>Evrimci literatürün en popüler dergilerinden biri olan Discover, Aralık 97 sayısında, 800 bin yıllık insan yüzünü kapaktan vererek, evrimcilerin, &#8220;bizim geçmişimize ait yüz bu mu?&#8221; şeklindeki hayret ifadesini başlık yapmıştı.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu tartışma unutulmaya başlamıştı ki, 1995 yılında İspanya&#8217;da bulunan bir fosil, Homo sapiens&#8217;in tarihinin sanıldığından çok daha eski olduğunu çok çarpıcı bir biçimde ortaya çıkardı. Söz konusu fosil, Madrid Üniversitesi&#8217;nden üç İspanyol paleoantropolog tarafından İspanya&#8217;daki Atapuerca adı verilen bölgedeki Gran Dolina mağarasında bulundu. Fosil, günümüz insanıyla tamamen aynı görünüme sahip 11 yaşındaki bir çocuğa ait bir insan yüzüydü. Ancak çocuk öleli tam 800 bin yıl olmuştu. Discover dergisi, Aralık 1997 sayısında, konuya geniş yer verdi.</p>
<p>Bu fosil, Gran Dolina araştırma ekibinin başı Arsuaga Ferreras&#8217;ın bile insanın evrimi hakkındaki inançlarını sarsmıştı. Ferreras, şöyle diyordu:</p>
<blockquote><p><a id="7." name="7."></a>Büyük, geniş, şişkin, yani anlayacağınız ilkel bir şeyle karşılaşmayı umuyorduk. 800.000 yıl yaşındaki bir çocuktan beklentimiz, Turkana Çocuğu gibi bir şey olmasıydı. Ama bizim bulduğumuz bütünüyle modern bir yüzdü&#8230; Bunlar sizi sarsan türden şeyler: Fosil bulmak değil, tamam fosil bulmak da beklenmedik ve güzel bir olay. Fakat, en etkileyici olanı bugüne ait olduğunu düşündüğünüz birşeyi geçmişte bulmanız. Bu bir anlamda, Gran Dolina&#8217;da kasetçalar bulmak gibi birşey. Böyle birşey çok şaşırtıcı olurdu elbette. Alt Pleistosen tabakalarında teypler, kasetler bulmayı beklemiyoruz, ancak 800 bin yıllık &#8220;modern&#8221; bir yüz bulmak da bunun gibi bir şey. Onu gördüğümüzde çok şaşırmıştık.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#7">7</a></p></blockquote>
<p>Bu fosil Homo sapiens&#8217;in tarihinin 800 bin yıl kadar geriye götürülmesi gerektiğine işaret ediyordu. Ama fosili bulan evrimciler, ilk şoku atlattıktan sonra, bu fosilin başka bir türe ait olduğuna karar verdiler. Çünkü evrim soy ağacına göre 800 bin yıl önce Homo sapiens&#8217;in yaşamamış olması gerekiyordu. Bu yüzden &#8220;Homo antecessor&#8221; adlı hayali bir tür oluşturdular ve Atapuerca kafatasını bu sıralamaya dahil ettiler.</p>
<p align="center"><em><strong>İNSANIN EVRİMİ SENARYOSU</strong></em></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="120" align="left">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><img src="http://www.evrimbilim.com/72.jpg" alt="" width="118" height="95" /><br />
1.7 milyon yıllık kulübe kalıntıları, Afrika yerlilerinin bugün   kullandığı kulübelere oldukça benziyordu.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="1." name="1."></a>Şimdiye kadar ele geçen pek çok bulgu, Homo sapiens&#8217;in tarihinin 800 bin yıldan bile çok daha eski olduğunu gösteriyordu. Bunlardan birisi, yine Louis Leakey&#8217;nin 1970&#8242;lerin başında Olduvai Gorge&#8217;daki bulgularıydı. Leakey buradaki Bed II katmanında Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus türlerinin aynı anda birarada yaşadıklarını tespit etmişti. Ancak bundan da ilginç olan, Leakey&#8217;in aynı katmanda (Bed II) bulduğu bir yapıydı. Leakey, burada, taştan yapılmış bir kulübenin kalıntılarını bulmuştu. Olayın en garip yönü ise, Afrika&#8217;nın bazı bölgelerinde hala kullanılan bu yapıların sadece Homo sapiensler tarafından yapılmış olabileceğiydi! Yani, Leakey&#8217;nin bulgularına göre, Australopithecus, Homo habilis, Homo erectus ve modern insan, bundan yaklaşık 1.7 milyon yıl önce birarada yaşamış olmalıydılar.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#1">1</a> Bu gerçek, elbette, modern insanların Australopithecus olarak tanımlanan maymunlardan evrimleştiğini öne süren evrim teorisini kesin biçimde geçersiz kılıyordu.</p>
<p>Aslında şimdiye dek modern insanların izlerini 1.7 milyon yıldan bile daha geriye götüren bulgular ele geçti. Bu bulguların en önemlisi, Mary Leakey tarafından 1977 yılında Tanzanya&#8217;nın Laetoli bölgesinde bulunan ayak izleriydi. Bu izler, 3.6 milyon yıl yaşında olduğu hesaplanan bir tabakanın üzerindeydi ve en önemlisi, günümüz insanının bırakacağı ayak izlerinden tamamen farksızdı.</p>
<p>Mary Leakey&#8217;in bulduğu bu ayak izleri daha sonra Don Johanson ve Tim White gibi ünlü paleoantropologlar tarafından da incelendi. Varılan sonuçlar aynıydı. White şöyle yazıyordu:</p>
<blockquote><p><a id="2." name="2."></a>Hiç kuşkunuz olmasın&#8230; Bunlar modern insanın ayak izlerinden tamamen farksız. Eğer bu izler bugün bir California plajında olsalardı ve bir çocuğa bunların ne olduğu sorulsaydı, hiç tereddüt etmeden burada bir insanın yürüdüğünü söylerdi. Bunları, kumsalda yer alan diğer yüzlerce insan ayak izinden ayırt edemezdi. Dahası, siz de ayırt edemezdiniz.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#2">2</a></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="2" width="370" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<p align="center"><img src="http://www.evrimbilim.com/resim5353.jpg" border="1" alt="" hspace="2" vspace="2" width="120" height="175" /><img src="http://www.evrimbilim.com/resim2727.jpg" border="1" alt="" hspace="2" vspace="2" width="116" height="175" /><img src="http://www.evrimbilim.com/resim136136.jpg" border="1" alt="" hspace="2" vspace="2" width="109" height="175" /><br />
Tanzanya Laetoli&#8217;deki 3.6 milyon yıllık insan ayak izlerinin günümüz insanından farksız olan gerçek insanlara ait oldukları anlaşılmıştır.</p>
</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</blockquote>
<p>Kuzey California   Üniversitesi&#8217;nden Louis Robins ise ayak izlerini inceledikten sonra şöyle   diyordu:</p>
<blockquote><p><a id="3." name="3."></a>Ayağın kemeri yüksektir, ufak olan kişinin ayak kemeri benimkisinden bile daha yüksektir, yani parmaklar insan parmaklarıyla aynı şekilde yeri kavramaktadırlar. Bunu başka hayvan formlarında göremezsiniz.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#3">3</a></p></blockquote>
<p>Ayak izlerinin morfolojik yapısı üzerinde yapılan incelemeler, bunun bir insan, hem de modern insan (Homo sapiens) izi olarak kabul edilmesi gerektiğini tekrar tekrar gösteriyordu. İzleri inceleyen Russell Tuttle, şöyle yazıyordu:</p>
<blockquote><p><a id="4." name="4."></a>Bu izler, çıplak ayaklı bir Homo sapiens tarafından bırakılmış olmalıdır&#8230; Yapılan tüm morfolojik incelemeler, bu izleri bırakan canlının ayağının, modern insanlarınkilerden farklı olmadığını göstermektedir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#4">4</a></p></blockquote>
<p>Tarafsız incelemeler, ayak izlerinin gerçek sahiplerini de tanımladı: Ortada, 10 yaşındaki modern bir insanın 20 tane ve daha küçük yaşta birinin de 27 tane fosilleşmiş ayak izi vardı. Ve bunlar, kesinlikle, bizim gibi normal insanlardı.Bu durum, Laetoli izlerini onyıllar boyu tartışma konusu haline getirdi. Evrimci paleoantropologlar, modern bir insanın 3.6 milyon yıl önce yeryüzünde yürüyebildiğini kabul edememenin sıkıntısı içinde, bir açıklama yapmaya çalıştılar. 90&#8242;lı yıllarda bu &#8220;açıklama&#8221; şekillendi. Evrimciler bu izlerin bir Australopithecus tarafından bırakılmış olması gerektiğine karar verdiler; çünkü bundan 3.6 milyon yıl önce bir Homo türünün yaşamış olması -teorilerine göre- mümkün değildi! Russell Tuttle, 1990 tarihli bir makalesinde şöyle yazıyordu:</p>
<blockquote><p><a id="5." name="5."></a>Sonuçta, Laetoli G bölgesindeki 3.5 milyon yıllık ayak izleri bugünkü modern insanların izlerine çok benzemektedir. Bulgu, bu izleri bırakan canlıların bizden daha kötü ya da farklı yürüyen bir canlı olduğunu göstermemektedir. Eğer bu izler bu kadar eski olmasalardı, bunların da bizim gibi bir Homo türü tarafından bırakıldıklarını hiç tartışmasız kabul edebilirdik&#8230; Ama yaş sorunu nedeniyle, bu izlerin Lucy fosili ile aynı türe, yani Australopithecus afarensis türüne ait bir canlı tarafından bırakıldığı varsayımını kabul etmek durumundayız.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#5">5</a></p></blockquote>
<p>Kısacası, 3.6 milyon yıl yaşında olduğu söylenen bu ayak izlerinin Australopithecuslar&#8217;a ait olması imkansızdı. Ayak izlerinin Australopithecuslar tarafından yapıldığının düşünülmesinin sebebi ise sadece, fosillerin bulunduğu ve 3.6 milyon yıl yaş biçilen volkanik tabakaydı. Bu kadar eski bir tarihte insanların yaşamış olamayacağı düşünülerek, izler Australopithecuslar&#8217;a atfedilmişti.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="2" width="512" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="406">
<div>
<p align="center"><strong>2.3 MİLYON YILLIK MODERN   İNSAN ÇENESİ:</strong><br />
Evrimcilerin çizdiği hayali insan soy ağacının geçersizliğini gösteren bir başka örnek: 2.3 milyon yıllık modern insan (Homo sapiens) çenesi. Etiyopya Hadar&#8217;da bulunan A.L. 666-1 kodlu bu çene kemiği, evrimci yayınlarda &#8220;çok şaşırtıcı bir buluş&#8221; olarak geçiştirilmeye çalışılır. (D. Johanson, Blake Edgar, From Lucy to Language, s.169)</p>
</div>
</td>
<td width="98"><img src="http://www.evrimbilim.com/cene1.jpg" border="0" alt="" hspace="4" width="90" height="91" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Laetoli izleri hakkında yapılan bu yorumlar, bizlere çok önemli bir gerçeği göstermektedir. Evrimciler, teorilerini bilimsel bulgulara dayanarak değil, bilimsel bulgulara rağmen savunmaktadırlar! Ortada ne olursa olsun, körü körüne savunulan bir teori vardır ve ele geçirilen her aleyhte bulgu, bu teoriye uydurulmak için çarpıtılmakta ya da görmezden gelinmektedir.</p>
<p>Kısacası, evrim teorisi bilim değildir. Bilime rağmen yaşatılan bir   dogmadır.</p>
<p><em><strong>Evrimin İki Ayaklılık Çıkmazı </strong></em></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="171" align="left">
<tbody>
<tr>
<td valign="center">
<div>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/77a.jpg" border="1" alt="" hspace="2" vspace="2" width="169" height="130" /><br />
Dört ayaklı yürümeye uygun eğik maymun iskeletinin, iki ayaklı yürümeye uygun dik insan iskeletine evrimleşmesinin imkansız olduğu, yapılan araştırmalar sonucunda ispatlandı.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Şimdiye kadar ele aldığımız tüm fosil kayıtlarının yanısıra, insanlarla maymunlar arasındaki aşılamaz anatomik uçurumlar da insanın evrimi masalını geçersiz kılar. Bu uçurumların biri, yürüyüş şeklidir.</p>
<p>İnsan iki ayağı üzerinde dik yürür. Bu, başka hiçbir canlıda rastlanmayan, çok özel bir hareket şeklidir. Diğer bazı hayvanlar ise iki ayaklı olarak sınırlı bir hareket kabiliyetine sahiptirler. Ayı ve maymun gibi hayvanlar ender olarak (örneğin bir yiyeceğe ulaşmak istediklerinde) iki ayakları üzerinde kısa süreli hareket edebilirler. Normalde öne eğik bir iskelete sahiptirler ve dört ayakla yürürler.</p>
<p>Peki acaba iki ayaklılık evrimcilerin iddia ettiği gibi maymunların dört   ayaklı yürüyüşünden mi evrimleşmiştir?</p>
<p>Hayır… Araştırmalar göstermiştir ki, iki ayaklılığın evrimi hiçbir zaman gerçekleşmemiştir, gerçekleşmesi de mümkün değildir. Öncelikle iki ayaklılık evrimsel bir avantaj değildir. Zira, maymunların hareket şekli insanın iki ayaklı yürüyüşünden daha kolay, hızlı ve verimlidir. İnsan ne bir şempanze gibi ağaçlar arasında daldan dala atlayarak ilerleyebilir, ne de bir çita gibi saatte 125 km. hızla koşabilir. Aksine insan, iki ayağı üzerinde yürüdüğü için, yerde çok daha yavaş bir biçimde hareket edebilir ve bu nedenle doğadaki canlıların en savunmasızlarından biridir. Dolayısıyla, evrim teorisinin kendi mantığına göre, maymunların iki ayaklı yürümeye yönelmelerinin hiçbir anlamı yoktur. Aksine, evrime göre insanlar dört ayaklı hale gelmelidirler.</p>
<p><a id="6." name="6."></a>Evrimci iddianın bir diğer çıkmazı ise, iki ayaklılığın Darwinizm&#8217;in &#8220;aşama aşama gelişme&#8221; modeline kesinlikle uymamasıdır. Evrimin temelini oluşturan bu model, evrimin bir aşamasında iki ayaklılıkla dört ayaklılık arasında &#8220;karma&#8221; bir yürüyüş olmasını zorunlu kılar. Oysa İngiliz paleoantropolog Robin Crompton, 1996 yılında bilgisayar yardımıyla yaptığı araştırmalarda bu çeşit bir &#8220;karma&#8221; yürüyüşün imkansız olduğunu göstermiştir. Crompton&#8217;un vardığı sonuç şudur: Bir canlı ya tam dik, ya da tam dört ayağı üzerinde yürüyebilir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#6">6</a></p>
<p>Bu ikisinin arası bir yürüyüş biçimi, enerji kullanımının aşırı derecede artması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Bu yüzden yarı-iki ayaklı bir canlı var olması mümkün değildir.</p>
<p>İnsanla maymun arasındaki uçurum, sadece iki ayaklılıkla sınırlı değildir. Beyin kapasitesi, konuşma yeteneği gibi diğer pek çok özellik de evrimciler tarafından asla açıklanamamaktadır. Evrimci paleoantropolog Elaine Morgan şu itirafta bulunur:</p>
<blockquote><p><a id="7." name="7."></a>İnsanlarla (insanın evrimiyle) ilgili en önemli dört sır şunlardır: 1) Neden iki ayak üzerinde yürürler? 2) Neden vücutlarındaki yoğun kılları kaybettiler? 3) Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler? 4) Neden konuşmayı öğrendiler?</p>
<p>Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir: 1) Henüz bilmiyoruz. 2) Henüz bilmiyoruz. 3) Henüz bilmiyoruz. 4) Henüz bilmiyoruz. Sorular çok daha artırılabilir, ama cevapların tekdüzeliği hiç değişmeyecektir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#7">7</a></p></blockquote>
<p><em><strong>Evrim: Bilim Dışı Bir İnanç</strong></em></p>
<p>Lord Solly Zuckerman, İngiltere&#8217;nin en ünlü ve saygın bilim adamlarından biridir. Onyıllar boyunca fosiller üzerinde çalışmış, titiz araştırmalar yürütmüş, hatta bilime yaptığı bu katkılar nedeniyle &#8220;Lord&#8221; ünvanına layık görülmüştür. Zuckerman bir evrimcidir, yani evrim konusunda yaptığı yorumların kasıtlı olarak aleyhte olabileceği düşünülemez. Fakat, insanın evrimi senaryosuna yerleştirilen fosilleri onyıllar boyunca inceledikten sonra, ortada gerçek bir soy ağacı olmadığı sonucuna varmıştır.</p>
<p>Zuckerman bir de ilginç bir &#8220;bilim skalası&#8221; yapmıştır. Bilimsel olarak kabul ettiği bilgi dallarından, bilim dışı olarak kabul ettiği bilgi dallarına kadar bir yelpaze oluşturmuştur. Zuckerman&#8217;ın bu tablosuna göre en &#8220;bilimsel&#8221; -yani somut verilere dayanan- bilgi dalları kimya ve fiziktir. Yelpazede bunlardan sonra biyoloji bilimleri, sonra da sosyal bilimler gelir. Yelpazenin en ucunda, yani en &#8220;bilim dışı&#8221; sayılan kısımda ise, Zuckerman&#8217;a göre, telepati, altıncı his gibi &#8220;duyum ötesi algılama&#8221; kavramları ve bir de &#8220;insanın evrimi&#8221; vardır! Zuckerman, yelpazenin bu ucunu şöyle açıklar:</p>
<blockquote><p><a id="8." name="8."></a>Objektif gerçekliğin alanından çıkıp da, biyolojik bilim olarak varsayılan bu alanlara -yani duyum ötesi algılamaya ve insanın fosil tarihinin yorumlanmasına- girdiğimizde, teorisine inanan bir kimse için herşeyin mümkün olduğunu görürüz. Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çelişkili bazı yargıları aynı anda kabul etmeleri bile mümkündür.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#8">8</a></p></blockquote>
<p><a id="9." name="9."></a>İnsanın kökeni konusundaki ünlü yayınlardan biri olan Discovering Archeology dergisinde ise, derginin editörü Robert Locke tarafından yazılan makalede &#8220;insanın atalarını aramak, ışıktan çok ısı veriyor&#8221; denmekte ve ünlü evrimci paleoantropolog Tim White&#8217;ın şu itirafı aktarılmaktadır: &#8220;Bugüne dek cevaplayamadığımız sorulardan dolayı hepimiz hüsrana uğramış durumdayız.&#8221;<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#9">9</a></p>
<p><a id="10." name="10."></a>Yazıda, evrim teorisinin insanın kökeni konusunda içinde bulunduğu açmaz ve bu konuda yürütülen propagandanın temelsizliği şöyle anlatılmaktadır:</p>
<p>Belki de bilimin hiçbir alanı insanın kökenini bulma çabalarından daha fazla tartışmalı değildir. Seçkin paleontologlar insan soyağacının en temel hatları üzerinde bile anlaşmazlık içindeler. Yeni dallar büyük patırtı ile oluşturulur, ancak yeni fosil bulguları karşısında geçerliliğini kaybedip yok olurlar.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#10">10</a></p>
<p>Aynı gerçek, ünlü Nature dergisinin editörü Henry Gee tarafından da yakın zaman önce kabul edilmiştir. Gee, 1999 yılında yayınlanan In Search of Deep Time adlı kitabında &#8220;insanın evrimi ile ilgili 5 ila 10 milyon yıl öncesine ait tüm fosil kanıtlarının küçük bir kutuya sığabilecek kadar az olduğunu&#8221; söyler. Gee&#8217;nin bundan vardığı sonuç ilginçtir:</p>
<p><a id="11." name="11."></a>Ata-torun ilişkilerine dayalı insan evrimi şeması, tamamen gerçeklerin sonrasında yaratılmış bir insan icadıdır ve insanların önyargılarına göre şekillenmiştir&#8230; Bir grup fosili almak ve bunların bir akrabalık zincirini yansıttıklarını söylemek, test edilebilir bir bilimsel hipotez değil, ama çocuk masallarıyla aynı değeri taşıyan bir iddiadır-eğlendirici ve hatta belki yönlendiricidir, ama bilimsel değildir.<a href="http://www.evrimbilim.com/insan.htm#11">11</a></p>
<p>Peki evrimi savunan bunca bilim adamının bu dogmada bu denli ısrarlı olmalarının nedeni nedir? Neden, aynı anda birçok çelişkili yargıyı kabul ederek, kendi elleriyle buldukları delilleri hiçe sayarak teorilerini yaşatmaya çalışmaktadırlar?</p>
<p>Bunun tek cevabı, bu kişilerin evrimi terkettiklerinde karşılaşacakları gerçekten korkuyor olmalarıdır. Evrimi terk ettiklerinde karşılaşacakları gerçek, insanı Allah&#8217;ın yarattığı gerçeğidir. Bu ise, sahip oldukları önyargılar ve inandıkları materyalist felsefe açısından kabul edilemez bir düşüncedir.</p>
<p>Bu nedenle hem kendilerini aldatmakta, hem de kendileriyle işbirliği içindeki medyayı kullanarak dünyayı aldatmaktadırlar. Bulamadıkları fosilleri hayali resimler ya da maketler yoluyla &#8220;üretmekte&#8221; ve insanlara gerçekten evrimi destekleyen fosillerin olduğu izlenimini vermeye çalışmaktadırlar. Materyalist felsefeye kendileri gibi inanmış olan çeşitli medya kuruluşları ise, bu hayali resim ya da maketleri kullanarak, kitleleri aldatmaya, evrim masalını insanların bilinçaltına kazımaya çabalamaktadırlar.</p>
<p>Ancak ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gerçek apaçık ortadadır: İnsan, bilinçsiz bir evrim süreciyle değil, Allah&#8217;ın yaratmasıyla bu dünya üzerinde var olmuştur ve dolayısıyla O&#8217;na karşı sorumludur.</p>
<p>1. David Pilbeam, &#8220;Humans Lose an Early   Ancestor&#8221;, Science, Nisan 1982, ss. 6-7.<br />
2. Solly Zuckerman, Beyond The Ivory Tower, New York: Toplinger Publications, 1970, ss. 75-94. -<br />
3. Charles E. Oxnard, &#8220;The Place of Australopithecines in Human Evolution: Grounds for Doubt&#8221;, Nature, Cilt 258, s. 389.<br />
4. Fred Spoor, Bernard Wood, Frans Zonneveld, &#8220;Implication of Early Hominid Labryntine Morphology for Evolution of Human Bipedal Locomotion&#8221;, Nature, Cilt 369, 23 Haziran 1994, ss. 645-648.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/343/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=343&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/insanin-evrimi-senaryosu-10/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/61.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/62.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/63.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/ausralo.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/sempanze.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/60b.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/60c.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/63b.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/63a.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/denizciler.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/70.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/71a.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/70a.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/69.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/71.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/72.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim5353.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim2727.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim136136.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/cene1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/77a.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>EVRİM SAHTEKARLIKLARI 09</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrim-sahtekarliklari/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrim-sahtekarliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 06:06:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Bilim Yazı Disi]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Sahtekarlıkları]]></category>
		<category><![CDATA[fosil aldatmacaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayali çizimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yalan haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrim-sahtekarliklari/</guid>
		<description><![CDATA[Medyada ve akademik kaynaklarda sürekli olarak telkin edilen &#8220;maymun insan&#8221; imajını destekleyecek hiçbir somut fosil delili yoktur. Evrimciler, ellerine fırça alıp hayali yaratıklar çizerler, ama bu canlıların fosillerinin olmayışı, onlar için büyük bir sorundur. Bu sorunu &#8220;çözmek&#8221; için kullandıkları ilginç yöntemlerden biri ise, bulamadıkları fosilleri &#8220;üretmek&#8221; olmuştur. Bilim tarihinin en büyük skandalı olan Piltdown Adamı, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=340&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medyada ve akademik kaynaklarda sürekli olarak telkin edilen &#8220;maymun insan&#8221; imajını destekleyecek hiçbir somut fosil delili yoktur. Evrimciler, ellerine fırça alıp hayali yaratıklar çizerler, ama bu canlıların fosillerinin olmayışı, onlar için büyük bir sorundur. Bu sorunu &#8220;çözmek&#8221; için kullandıkları ilginç yöntemlerden biri ise, bulamadıkları fosilleri &#8220;üretmek&#8221; olmuştur. Bilim tarihinin en büyük skandalı olan Piltdown Adamı, işte bu yöntemin bir örneğidir.</p>
<p>Piltdown Adamı: İnsan Kafatasına Orangutan Çenesi!</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="409" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center">İNSAN KAFATASINA ORANGUTAN ÇENESİ</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="63%">Fosiller Charles Dawson tarafından &#8220;bulundu&#8221; ve   Sir Arthur Smith Woodward&#8217;a verildi.</td>
<td width="21%"><img src="http://www.evrimbilim.com/resim125125.jpg" alt="" width="150" height="120" /></td>
<td width="16%"></td>
</tr>
<tr>
<td width="63%">Parçalar ünlü kafatasını oluşturmak üzere   birleştirildi.</td>
<td width="21%">
<div><img src="http://www.evrimbilim.com/51v.jpg" alt="" width="150" height="129" /></div>
</td>
<td width="16%">İnsan kafatasından bölümler</td>
</tr>
<tr>
<td width="63%">Bu kafatası hakkında birçok çizim ve rekonstrüksiyon yapıldı, 500&#8242;e yakın makale yazıldı.Orijinal kafatası British Museum&#8217;da sergilendi.</td>
<td width="21%">
<div><img src="http://www.evrimbilim.com/51a.jpg" alt="" width="150" height="119" /></div>
</td>
<td width="16%"></td>
</tr>
<tr>
<td width="63%" height="62">Bu buluştan 40 yıl sonra   Piltdown fosilinin bir sahtekarlık ürünü olduğu<br />
ortaya   çıkarıldı.</td>
<td width="21%" height="62"><img src="http://www.evrimbilim.com/51c.jpg" alt="" width="150" height="105" /></td>
<td width="16%" height="62"></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="1." name="1."></a><a id="2." name="2."></a>Ünlü bir doktor ve aynı zamanda da amatör bir paleontolog olan Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere&#8217;de Piltdown yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. <span id="more-340"></span>Bu örneklere &#8220;Piltdown Adamı&#8221; adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve çeşitli müzelerde insan evrimine kesin bir delil olarak sergilendi. 40 yılı aşkın bir süre, üzerine birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı. Dünyanın farklı üniversitelerinden 500&#8242;ü aşkın akademisyen, Piltdown Adamı üzerine doktora tezi hazırladı.<a href="http://www.evrimbilim.com/sahtekarlik.htm#1">1</a> Ünlü Amerikalı paleoantropolog H. F. Osborn da 1935&#8242;te British Museum&#8217;u ziyaretinde, &#8220;doğa sürprizlerle dolu; bu, insanlığın tarih öncesi devirleri hakkında önemli bir buluş&#8221; diyordu.<a href="http://www.evrimbilim.com/sahtekarlik.htm#2">2</a></p>
<p><a id="3." name="3."></a><a id="4." name="4."></a>1949&#8242;da ise British Museum&#8217;un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan &#8220;flor testi&#8221; metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı. Yapılan testte Piltdown Adamı&#8217;nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı. Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.<a href="http://www.evrimbilim.com/sahtekarlik.htm#3">3</a> Weiner&#8217;in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de yeni ölmüş bir orangutana aitti! Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti. Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark &#8220;dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatten kaçmış olabilir?&#8221; diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu.<a href="http://www.evrimbilim.com/sahtekarlik.htm#4">4</a> Tüm bunların üzerine &#8220;Piltdown Adamı&#8221;, 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum&#8217;dan alelacele çıkarıldı.<br />
<em><strong>Nebraska Adamı: Bir Domuz Dişi </strong></em></p>
<p>1922&#8242;de, Amerikan Doğa Tarih Müzesi müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska&#8217;daki Yılan Deresi yakınlarında, Plieocen Dönemi&#8217;ne ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıkladı. Bu diş, iddiaya göre, insan ve maymunların ortak özelliklerini taşımaktaydı. Çok geçmeden konuyla ilgili çok derin bilimsel tartışmalar başladı. Bazıları bu dişi Pithecanthropus erectus olarak yorumluyorlar, bazıları ise bunun insana daha yakın olduğunu söylüyorlardı. Büyük tartışmalara neden olan bu fosile &#8220;Nebraska Adamı&#8221; adı verildi. &#8220;Bilimsel&#8221; ismi de hemen takıldı: &#8220;Hesperopithecus haroldcooki&#8221;.</p>
<p>Birçok otorite Osborn&#8217;u destekledi. Bu tek dişe dayanılarak Nebraska Adamı&#8217;nın kafatası ve vücudunun rekonstrüksiyon resimleri çizildi. Hatta daha da ileri gidilerek Nebraska adamının, eşinin ve çocuklarının doğal ortamda ailece resimleri yayınlandı.</p>
<p>Bütün bu senaryolar tek bir dişten üretilmişti. Evrimci çevreler bu &#8220;hayalet adamı&#8221; o derece benimsediler ki, William Bryan isimli bir araştırmacı, tek bir azı dişine dayanılarak bu kadar peşin hükümle karar verilmesine karşı çıkınca, bütün şimşekleri üzerine çekti.</p>
<p><a id="5." name="5."></a>Ancak 1927&#8242;de iskeletin öbür parçaları da bulundu. Bulunan yeni parçalara göre bu diş ne maymuna ne de insana aitti. Dişin, &#8220;prosthennops&#8221; isimli yabani Amerikan domuzunun soyu tükenmiş bir cinsine ait olduğu anlaşıldı. William Gregory, bu yanılgıyı duyurduğu Science dergisinde yayınladığı makalesine şöyle bir başlık atmıştı: &#8220;Görüldüğü kadarıyla Hesperopithecus ne maymun ne de insan.<a href="http://www.evrimbilim.com/sahtekarlik.htm#5">5</a> Sonuçta   Hesperopithecus haroldcooki&#8217;nin ve &#8220;ailesi&#8221;nin tüm çizimleri alelacele   literatürden çıkarıldı.</p>
<table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="500" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/59.jpg" alt="" width="170" height="102" /></td>
<td>Soldaki resim tek bir diş parçasına dayanılarak yapılmış ve Illustrated London News dergisinin 24 Haziran 1922 tarihli sayısında yayınlanmıştı. Ancak bu dişin, maymun benzeri bir yaratığa veya bir insana değil de soyu tükenmiş bir domuza ait olduğunun anlaşılması, evrimcileri büyük hayal kırıklığına uğrattı.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em><strong>Ota Benga: Kafese Konulan Afrikalı Yerli</strong></em></p>
<p>Darwin İnsanın Türeyişi adlı kitabıyla, insanın maymun benzeri canlılardan evrimleştiğini iddia ettikten sonra, bu senaryoyu destekleyecek fosil arayışı başladı. Ancak bazı evrimciler &#8220;yarı maymun-yarı insan&#8221; canlıların sadece fosil kayıtlarında değil, dünyanın farklı bölgelerinde canlı olarak da bulunabileceğine inanıyorlardı. 20. yüzyılın başlarında bu &#8220;canlı ara geçiş formu&#8221; arayışları bazı vahşetlere neden oldu. Bu vahşetlerden biri, Ota Benga adlı pigmenin hikayesiydi.</p>
<table border="0" cellspacing="2" cellpadding="2" width="517" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="100"><img src="http://www.evrimbilim.com/60.jpg" alt="" width="100" height="152" /></td>
<td width="403" valign="top"><a id="6." name="6."></a>Ota Benga, 1904 yılında, Samuel Verner adlı evrimci bir araştırmacı tarafından Kongo&#8217;da yakalanmıştı. Adı, kendi dilinde &#8220;dost&#8221; anlamına gelen yerli, evli ve iki çocuk babasıydı. Ama bir hayvan gibi zincirlendi, kafese kondu ve ABD&#8217;ye götürüldü. Buradaki evrimci bilim adamları, St. Louis Dünya Fuarı&#8217;nda onu çeşitli maymun türleriyle birlikte kafese koyarak &#8220;insana en yakın ara geçiş formu&#8221; olarak teşhir ettiler. İki yıl sonra ise New York&#8217;taki Bronx Hayvanat Bahçesi&#8217;ne götürdüler ve birkaç şempanze, Dinah adı verilen bir goril ve Dohung adı verilen bir orangutan ile birlikte &#8220;insanın eski ataları&#8221; adı altında sergilediler. Hayvanat bahçesinin evrimci müdürü Dr. William T. Hornaday, bu nadide &#8220;ara geçiş formu&#8221;na sahip olmanın kendisine verdiği gurur hakkında uzun konuşmalar yapmış, ziyaretçiler de kafese konan Ota Benga&#8217;ya sıradan bir hayvan gibi davranmışlardı. Ota Benga, sonunda maruz kaldığı uygulamaya dayanamayarak intihar etti.<a href="http://www.evrimbilim.com/sahtekarlik.htm#6">6</a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Piltdown Adamı, Nebraska Adamı ya da Ota Benga&#8230; Tüm bu skandallar, evrimci bilim adamlarının kendi teorilerini ispatlamak adına, her türlü bilim dışı yöntemi kullanmaktan çekinmediklerini göstermektedir. Bu durumun bilincinde olarak &#8220;insanın evrimi&#8221; efsanesinin diğer sözde delillerine baktığımızda ise, yine benzer bir durumla karşılaşırız: Ortada, tümüyle gerçek dışı olan bir hikaye ve bu hikayeyi desteklemek için her yola başvurabilecek bir gönüllüler ordusu vardır.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/340/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=340&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrim-sahtekarliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim125125.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/51v.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/51a.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/51c.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/59.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/60.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>EVRİMCİLERİN TARAFLI VE ALDATICI FOSİL YORUMLARI 08</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrimcilerin-tarafli-ve-aldatici-fosil-yorumlari-08/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrimcilerin-tarafli-ve-aldatici-fosil-yorumlari-08/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 06:01:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ara Fosil Aldatmacası]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Bilim Yazı Disi]]></category>
		<category><![CDATA[Ara Fosil]]></category>
		<category><![CDATA[Ara fosil yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[Ara Fosil Yoktur]]></category>
		<category><![CDATA[Taraflı Ara fosil yorumları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[nsanın evrimi efsanesinin detaylarına girmeden önce, tarihte yarı maymun-yarı insan canlıların yaşadığı fikrini toplumun önemli bir bölümüne kabul ettiren propaganda yöntemine değinmek gerekir. Bu propaganda yöntemi, evrimcilerin fosilleri kullanarak yaptıkları &#8220;rekonstrüksiyon&#8221;lardır. Rekonstrüksiyon &#8220;yeniden inşa&#8221; demektir ve sadece bir kemik parçası bulunmuş olan canlının resminin ya da maketinin yapılmasıdır. Gazetelerde, dergilerde, filmlerde gördüğünüz &#8220;maymun adam&#8221;ların her [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=336&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.evrimbilim.com/kafa.jpg" border="1" alt="" width="398" height="144" /></p>
<p>nsanın evrimi efsanesinin detaylarına girmeden önce, tarihte yarı maymun-yarı insan canlıların yaşadığı fikrini toplumun önemli bir bölümüne kabul ettiren propaganda yöntemine değinmek gerekir. Bu propaganda yöntemi, evrimcilerin fosilleri kullanarak yaptıkları &#8220;rekonstrüksiyon&#8221;lardır. Rekonstrüksiyon &#8220;yeniden inşa&#8221; demektir ve sadece bir kemik parçası bulunmuş olan canlının resminin ya da maketinin yapılmasıdır. Gazetelerde, dergilerde, filmlerde gördüğünüz &#8220;maymun adam&#8221;ların her biri birer rekonstrüksiyondur.                              <span id="more-336"></span></p>
<p>Ancak insanın kökeni ile ilgili fosil kayıtları çoğu zaman dağınık ve eksik oldukları için, bunlara dayanarak herhangi bir tahminde bulunmak, bütünüyle hayal gücüne dayalı bir iştir. Bu yüzden evrimciler tarafından fosil kalıntılarına dayanılarak yapılan rekonstrüksiyonlar, tamamen evrim ideolojisinin gereklerine uygun olarak tasarlanırlar. Harvard Üniversitesi antropologlarından David Pilbeam, &#8220;benim uğraştığım paleoantropoloji alanında daha önce edinilmiş izlenimlerden oluşmuş teori, daima gerçek verilere baskın çıkar&#8221; derken bu gerçeği vurgular.<a href="http://www.evrimbilim.com/aldatici.htm#1">1 </a>İnsanlar görsel yoldan daha kolay etkilendikleri için amaç onları, hayal gücüyle rekonstrüksiyonu yapılmış yaratıkların geçmişte gerçekten yaşadığına inandırabilmektir.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="5" width="77%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>HAYALİ ÇİZİMLER</td>
</tr>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/49.jpg" border="0" alt="" hspace="2" width="100" height="100" /><img src="http://www.evrimbilim.com/50.jpg" border="0" alt="" hspace="2" width="100" height="100" /><img src="http://www.evrimbilim.com/51.jpg" border="0" alt="" hspace="2" width="100" height="100" /><br />
<img src="http://www.evrimbilim.com/53.jpg" border="0" alt="" hspace="4" vspace="3" width="150" height="100" /><img src="http://www.evrimbilim.com/52.jpg" border="0" alt="" hspace="4" vspace="3" width="150" height="100" /><br />
Evrimciler, rekonstrüksiyonlarda burun ve dudakların yapısı, saçların şekli, kaş biçimi ve kıllar gibi fosil izi bırakmayan özellikleri kasıtlı olarak evrimi destekleyici nitelikte şekillendirirler. Ortaya çıkardıkları hayali varlıkları, aileleriyle yürürken, avlanırken veya günlük hayatın başka bir kesitinde gösteren ayrıntılı resimler hazırlarlar. Oysa bu çizimler tamamen birer hayal ürünüdür ve hiçbir fosil karşılıkları yoktur.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Burada bir noktaya dikkat etmek gerekir: Kemik kalıntılarına dayanılarak yapılan çalışmalarda sadece eldeki objenin çok genel özellikleri ortaya çıkarılabilir. Oysa asıl belirleyici ayrıntılar, zaman içinde kolayca yok olan yumuşak dokulardır. Evrime inanmış bir kimsenin bu yumuşak dokuları istediği gibi şekillendirip ortaya hayali bir yaratık çıkarması çok kolaydır. Harvard Üniversitesi&#8217;nden Earnst A. Hooten bu durumu şöyle açıklar:</p>
<blockquote><p><a id="2." name="2."></a>Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli bir girişimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organların altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları yoktur. Örneğin bir Neandertal kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına dayanarak yapılan canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel değere sahip değillerdir ve toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılırlar&#8230; Bu sebeple rekonstrüksiyonlara fazla güvenilmemelidir.<a href="http://www.evrimbilim.com/aldatici.htm#2">2</a></p></blockquote>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="443" align="center">
<tbody>
<tr>
<td width="433">
<div>
<p>AYNI KAFATASINDAN YOLA ÇIKILARAK YAPILAN<br />
ÜÇ AYRI ÇİZİM</p></div>
</td>
</tr>
<tr>
<td>
<div>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/kafa.jpg" border="1" alt="" width="398" height="144" /><br />
Java adamının birbirinden tamamen farklı olan bu iki çizimi, fosillerin evrimciler tarafından nasıl hayali biçimde yorumlandığının iyi bir örneği&#8230;</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Evrimciler bu konuda o denli ileri gitmektedirler ki, aynı kafatasına birbirinden çok farklı yüzler yakıştırabilmektedirler. Australopithecus robustus (Zinjanthropus) adlı fosil için çizilen birbirinden tamamen farklı üç ayrı rekonstrüksiyon (üstte), bunun ünlü bir örneğidir.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="500" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="108"><img src="http://www.evrimbilim.com/55.jpg" alt="" width="80" height="114" /></td>
<td>Java adamının birbirinden tamamen farklı olan bu iki çizimi, fosillerin evrimciler tarafından nasıl hayali biçimde yorumlandığının iyi bir örneği&#8230;<br />
Sağda: Maurice Wilson çizimi. (From Ape to Adam The Search For The Ancestry Of Man, Herbert Wendt)<br />
Solda: Steven M. Stanley&#8217;nin çizimi. (Human   Origins)</td>
<td height="108"><img src="http://www.evrimbilim.com/56.jpg" alt="" width="60" height="102" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Fosillerin taraflı yorumlanması ya da hayali rekonstrüksiyonlar yapılması, evrimcilerin aldatmacaya ne denli yoğun biçimde başvurduklarını gösteren deliller arasında sayılabilirler. Ancak bunlar, evrim teorisinin tarihinde rastlanan bazı somut sahtekarlıklarla karşılaştırıldıklarında, yine de çok sıradan kalmaktadırlar.</p>
<p align="left">1. David Pilbeam, &#8220;Rearranging Our Family   Tree&#8221;, Nature, Haziran 1978, s. 40.<br />
2. Earnest A.   Hooton, Up From The Ape, New York: McMillan, 1931, s. 332.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/336/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=336&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/evrimcilerin-tarafli-ve-aldatici-fosil-yorumlari-08/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/kafa.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/49.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/50.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/51.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/53.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/52.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/kafa.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/55.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/56.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>KUŞLAR VE MEMELİLERİN HAYALİ EVRİMİ 07</title>
		<link>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/kuslar-ve-memelilerin-hayali-evrimi-07/</link>
		<comments>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/kuslar-ve-memelilerin-hayali-evrimi-07/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 05:58:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ahirzamansohbetleri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Evrim Bilim Yazı Disi]]></category>
		<category><![CDATA[Atın Evrim Yalanı]]></category>
		<category><![CDATA[Atın Evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Evrim Hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşların Evrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşların evrimi yalandır]]></category>
		<category><![CDATA[Memeliler evrimleşti mi?]]></category>
		<category><![CDATA[Memelilerin Evrimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/?p=334</guid>
		<description><![CDATA[Evrim teorisine göre hayat suda evrimleştikten sonra amfibiyenlerle karaya taşınmıştır. Amfibiyenlerin bir kısmı da yine teoriye göre sürüngenlere dönüşüp tam bir kara hayvanı haline gelmiştir. Böyle bir dönüşümün fizyolojik ve anatomik yönden imkansız olduğunu, örneğin su içinde gelişen amfibiyen yumurtasının, kuru ortamda gelişen sürüngen yumurtasına evrimleşmesinin mümkün olmadığını gösteren çok sayıda delil vardır. Fosillere baktığımızda [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=334&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evrim teorisine göre hayat suda evrimleştikten sonra amfibiyenlerle karaya taşınmıştır. Amfibiyenlerin bir kısmı da yine teoriye göre sürüngenlere dönüşüp tam bir kara hayvanı haline gelmiştir. Böyle bir dönüşümün fizyolojik ve anatomik yönden imkansız olduğunu, örneğin su içinde gelişen amfibiyen yumurtasının, kuru ortamda gelişen sürüngen yumurtasına evrimleşmesinin mümkün olmadığını gösteren çok sayıda delil vardır.<br />
Fosillere baktığımızda ise, zaten böyle bir dönüşümün yaşanmadığını görürüz: Sürüngenler, amfibiyenler ile aralarında hiçbir ilişki olmadan, hiçbir &#8220;ataları&#8221; bulunmadan yeryüzüne çıkmış canlılardır. Omurgalı paleontolojisi konusunda otorite sayılan evrimci Robert Carroll &#8220;en erken sürüngenlerin, tüm amfibiyenlerden çok farklı olduklarını ve atalarının hala belirlenemediğini&#8221; kabul etmek zorunda kalır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#1">1</a> <span id="more-334"></span></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="86%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td>
<p align="center"><strong>KUŞLARA ÖZEL AKCİĞERLER</strong></p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="3" width="376" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/akc13.jpg" alt="" width="374" height="89" align="top" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center">Kuşlar, sözde ataları olan sürüngenlerden çok farklı bir anatomiye sahiptirler. Kuş akciğerleri, kara canlılarının akciğerlerine tamamen ters biçimde işler.</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="202" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/resim122122.jpg" border="1" alt="" width="200" height="171" /></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center">Kara canlıları havayı aynı nefes borusundan alır ve verirler. Kuşlarda ise hava akciğere ön taraftan girerken arka taraftan dışarı verilir. Uçuş sırasında yüksek miktarda oksijene ihtiyaç duyan kuşlar için böyle özel bir &#8220;tasarım&#8221; yapılmıştır. Bu yapının sürüngen akciğerinden evrimleşerek ortaya çıkması ise imkansızdır, çünkü iki farklı akciğer yapısı arasındaki &#8220;ara&#8221; bir yapıyla nefes alınamaz.</p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ancak evrim masalının imkansız senaryoları bununla da bitmez. Bir de karaya çıkmış olan bu canlıları &#8220;uçurmak&#8221; gerekmektedir! Evrimciler, kuşların bir şekilde evrimleşmiş olmaları gerektiğine inandıkları için, bu canlıların sürüngenlerden geldiklerini iddia ederler. Oysa, kara canlılarından tamamen farklı bir yapıya sahip olan kuşların hiçbir vücut mekanizması kademeli evrim modeli ile açıklanabilir durumda değildir. Herşeyden önce kuşu kuş yapan en önemli özellik, yani kanatlar, evrim için çok büyük bir çıkmazdır. Türk evrimcilerden Engin Korur, kanatların evrimleşmesinin imkansızlığını şöyle itiraf eder:</p>
<blockquote><p><a id="2." name="2."></a>Gözlerin ve kanatların ortak özelliği ancak bütünüyle gelişmiş bulundukları takdirde vazifelerini yerine getirebilmeleridir. Başka bir deyişle, eksik gözle görülmez, yarım kanatla uçulmaz. Bu organların nasıl oluştuğu doğanın henüz iyi aydınlanmamış sırlarından birisi olarak kalmıştır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#2">2</a></p></blockquote>
<p>Görüldüğü gibi, kanatların bu kusursuz yapısının nasıl olup da birbirini izleyen tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana geldiği sorusu tümüyle cevapsızdır. Bir sürüngenin ön ayaklarının, genlerinde meydana gelen bir bozulma (mutasyon) sonucunda nasıl kusursuz bir kanada dönüşeceği asla açıklanamamaktadır. Ayrıca, bir kara canlısının kuşlara dönüşebilmesi için sadece kanatlarının olması da yeterli değildir. Kara canlısı, kuşların uçmak için kullandıkları diğer birçok yapısal mekanizmadan yoksundur. Örneğin, kuşların kemikleri kara canlılarına göre çok daha hafiftir. Akciğerleri çok daha farklı bir yapı ve işleve sahiptir. Değişik bir kas ve iskelet yapısına sahiptirler ve çok daha özelleşmiş bir kalp-dolaşım sistemleri vardır. Bu mekanizmalar, yavaş yavaş, &#8220;birikerek&#8221; oluşamazlar. Kara canlılarının kuşlara dönüştüğü teorisi bu nedenle tamamen bir safsatadır. Bunların ardından bir soru daha akla gelir: Tüm bu bilim dışı hikayeyi doğru saysak bile, bu hikayeyi doğrulaması gereken çok sayıda &#8220;tek kanatlı&#8221;, &#8220;yarım kanatlı&#8221; fosil neden &#8220;aksi gibi&#8221; bir türlü bulunamamaktadır?</p>
<p align="center"><em><strong>Hayali Ara Form Archæopteryx</strong></em></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="100" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/resim1919.jpg" border="1" alt="" width="100" height="226" /><br />
Evrimcilere göre Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmışlar ve uçmaya başlamışlardı. Archæopteryx, dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlıydı. Bu hayali hikaye, hemen her evrimci yayında anlatılır.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Evrimciler, &#8220;tek kanatlı&#8221;, &#8220;yarım kanatlı&#8221; fosillerin neden bulunamadığı sorusu karşısında özellikle bir canlıdan söz ederler. Bu, hala ısrarla savundukları az sayıdaki ara geçiş formu iddialarından en bilineni olan Archæopteryx isimli fosil kuştur. Evrimcilere göre günümüz kuşlarının atası olan Archæopteryx, 150 milyon yıl önce yaşamıştı. Teoriye göre Velociraptor veya Dromeosaur ismi verilen küçük yapılı dinozorların bir kısmı, evrim geçirerek kanatlanmışlar ve uçmaya başlamışlardı. Archæopteryx, dinozor atalarından ayrılan ve yeni yeni uçmaya başlayan ilk canlıydı. Bu hikaye, hemen her evrimci yayında anlatılır.</p>
<p>Oysa Archæopteryx&#8217;in fosilleri üzerinde yapılan son incelemeler, bu canlının kesinlikle bir ara geçiş formu olmadığını, sadece günümüz kuşlarından biraz daha farklı özelliklere sahip, soyu tükenmiş bir kuş türü olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Archæopteryx&#8217;in iyi uçamayan bir &#8220;yarı-kuş&#8221; olduğu tezi yakın zamana kadar evrimci çevrelerde çok daha fazla sıklıkla dile getirilmekteydi. Bu canlının &#8220;sternum&#8221;unun yani göğüs kemiğinin olmaması canlının uçamayacağının en önemli kanıtı olarak gösterilmekteydi. (Göğüs kemiği, uçmak için gerekli olan kasların tutunduğu göğüs kafesinin altında bulunan bir kemiktir. Günümüzde uçabilen veya uçamayan tüm kuşlarda, hatta kuşlardan çok ayrı bir familyaya ait olan uçabilen memeli yarasalarda bile bu göğüs kemiği vardır.)</p>
<p>Ancak 1992 yılında bulunan yedinci Archæopteryx fosili evrimci çevreler arasında çok büyük şaşkınlık uyandırdı. Zira bu son bulunan Archæopteryx fosilinde evrimcilerin çok uzun zamandır yok saydıkları göğüs kemiği vardı. Nature dergisinde bu yeni bulunan fosil şöyle anlatılıyordu:</p>
<p><a id="1." name="1."></a>Son bulunan yedinci Archæopteryx fosili, uzun zamandır varlığından şüphe edilen, ama hiçbir zaman ispatlanamayan bir dikdörtgensel göğüs kemiğinin varlığına işaret ediyor. Bu canlının uzun mesafelerde uçuş yeteneği hala spekülasyona dayalı, ama göğüs kemiğinin varlığı güçlü uçuş kaslarının olduğunu gösteriyor.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#1">1</a></p>
<p><a id="2." name="2."></a>Bu bulgu, Archæopteryx&#8217;in tam uçamayan bir yarı-kuş olduğu   yönündeki iddiaların en temel dayanağını geçersiz kıldı.</p>
<p>Öte yandan, Archæopteryx&#8217;in gerçek anlamda uçabilen bir kuş olduğunun en önemli kanıtlarından bir tanesi de hayvanın tüylerinin yapısı oldu. Archæopteryx&#8217;in günümüz kuşlarınınkinden farksız olan asimetrik tüy yapısı, canlının mükemmel olarak uçabildiğini gösteriyordu. Ünlü paleontolog Carl O. Dunbar&#8217;ın belirttiği gibi, &#8220;tüylerinden dolayı bu yaratık tam bir kuş özelliği gösteriyordu&#8221;.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#2">2</a> Archæopteryx&#8217;in tüylerinin ortaya çıkarmış olduğu bir başka gerçek, bu canlının sıcakkanlı oluşuydu. Bilindiği gibi sürüngenler ve dinozorlar soğukkanlı, yani vücut ısılarını kendileri üretmeyen, çevrenin vücut ısılarını etkilediği canlılardır. Kuşlarda bulunan tüylerin en önemli fonksiyonlarından bir tanesi ise, vücut ısısını korumalarıdır. Archæopteryx&#8217;in tüylü olması, bunun dinozorların aksine sıcakkanlı olduğunu, yani vücut ısısını korumaya ihtiyacı olan gerçek bir kuş olduğunu gösteriyordu.<br />
<em><strong>Evrimcilerin Geçersiz İddiaları: Archæopteryx&#8217;in Dişleri ve   Pençeleri</strong></em></p>
<p>Evrimcilerin, Archæopteryx&#8217;i ara geçiş formu olarak gösterirken dayandıkları en önemli iki nokta ise, bu hayvanın kanatlarının üzerindeki pençeleri ve ağzındaki dişleridir. Archæopteryx&#8217;in kanatlarında pençeleri ve ağzında dişleri olduğu doğrudur, ancak bu özellikleri canlının sürüngenlerle herhangi bir şekilde bir ilgisi olduğunu göstermez. Zira günümüzde yaşayan iki tür kuşta, Taouraco ve Hoatzin&#8217;de de dallara tutunmaya yarayan pençeler bulunmaktadır. Ve bu canlılar, hiçbir sürüngen özelliği taşımayan, tam birer kuşturlar. Dolayısıyla Archæopteryx&#8217;in kanatlarında pençeleri olduğu ve bu sebeple de bir ara form olduğu yolundaki iddia geçersizdir.</p>
<p>Archæopteryx&#8217;in ağzındaki dişleri de yine canlıyı bir ara form kılmaz. Evrimciler bu dişlerin bir sürüngen özelliği olduğunu söyleyerek kasıtlı bir aldatmaca yapmaktadırlar. Oysa dişler sürüngenlerin tipik bir özelliği değildir. Günümüzde bazı sürüngenlerin dişleri varken bazılarının yoktur. Daha da önemli olan nokta, dişli kuşların Archæopteryx&#8217;le sınırlı olmamasıdır. Günümüzde dişli kuşların artık yaşamadıkları bir gerçektir, ancak fosil kayıtlarına baktığımız zaman gerek Archæopteryx ile aynı dönemde gerekse daha sonra, hatta günümüze oldukça yakın tarihlere kadar &#8220;dişli kuşlar&#8221; olarak isimlendirilebilecek ayrı bir kuş grubunun yaşamını sürdürdüğünü görürüz.</p>
<p><a id="3." name="3."></a><a id="4." name="4."></a><a id="5." name="5."></a>İşin en önemli yanı ise, Archæopteryx&#8217;in ve diğer dişli kuşların diş yapılarının, bu kuşların sözde evrimsel ataları olan dinozorların diş yapılarından çok farklı olmasıdır. Martin, Stewart ve Whetstone gibi ünlü kuşbilimcilerin yaptığı ölçümlere göre, Archæopteryx&#8217;in ve diğer dişli kuşların dişlerinin üstü düzdür ve geniş kökleri vardır. Oysa bu kuşların atası olduğu iddia edilen theropod dinozorlarının dişlerinin üstü testere gibi çıkıntılıdır ve kökleri de dardır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#3">3</a> Aynı araştırmacılar, aynı zamanda Archæopteryx ile onun sözde ataları olan dinozorların bilek kemiklerini karşılaştırmışlar ve arada hiçbir benzerlik olmadığını ortaya koymuşlardır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#4">4</a> Archæopteryx&#8217;in dinozorlardan evrimleştiğini iddia eden en önde gelen otorite olan John Ostrom&#8217;un, bu canlı ile dinozorlar arasında öne sürdüğü bazı &#8220;benzerlik&#8221;lerin ise gerçekte birer yanlış yorum olduğu Tarsitano, Hecht ve A. D. Walker gibi anatomistlerin çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#5">5</a> Tüm bunlar, Archæopteryx&#8217;in bir ara geçiş formu olmadığını; sadece &#8220;dişli kuşlar&#8221; olarak isimlendirilebilecek ayrı bir sınıflandırmaya ait olduğunu gösterir.<br />
<em><strong>Archæopteryx ve Diğer Eski Kuş Fosilleri</strong></em></p>
<p>Evrimciler on yıllardır Archæopteryx&#8217;i kuşların evrimi senaryosunun en büyük delili olarak gösterirken, son dönemlerde bulunan bazı fosiller bu senaryonun geçersizliğini başka yönlerden ortaya koydular. <a id="6." name="6."></a>1995 yılında Çin&#8217;de Omurgalılar Paleontolojisi Enstitüsü&#8217;nde araştırmalar yapan Lianhai Hou ve Zhonghe Zhou adlı iki paleontolog, Confuciusornis olarak isimlendirdikleri yeni bir fosil kuş keşfettiler. Archæopteryx ile aynı yaştaki (yaklaşık 140 milyon yıllık) bu kuşun dişleri yoktu, gagası ve tüyleri ise günümüz kuşlarıyla aynı özellikleri göstermekteydi. İskelet yapısı da modern kuşlarla aynı olan bu kuşun kanatlarında, Archæopteryx&#8217;te olduğu gibi pençeler vardı. Kuyruk tüylerine destek olan &#8220;pygostyle&#8221; isimli yapı bu kuşta da görülüyordu. Kısacası, evrimciler tarafından tüm kuşların en eski atası sayılan ve yarı-sürüngen kabul edilen Archæopteryx&#8217;le aynı yaşta olan bu canlı, günümüz kuşlarına çok benziyordu. Bu gerçek, Archæopteryx&#8217;in bütün kuşların ilkel atası olduğu yönündeki evrimci tezleri de çürütüyordu doğal olarak.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#6">6</a></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="102" align="left">
<tbody>
<tr>
<td><img src="http://www.evrimbilim.com/resim4242.jpg" border="1" alt="" width="100" height="204" /><br />
Confuciusornis isimli kuş Archaeopteryx ile aynı yaştadır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="7." name="7."></a><a id="8." name="8."></a><a id="9." name="9."></a><a id="10." name="10."></a>Çin&#8217;de Kasım 1996&#8242;da bulunan bir başka fosil, ortalığı daha da karıştırdı. 130 milyon yıl yaşındaki Liaoningornis isimli bu kuşun varlığı Hou, Martin ve Alan Feduccia tarafından Science dergisinde yayınlanan bir makaleyle duyuruldu. Liaoningornis, günümüz kuşlarında bulunan uçuş kaslarının tutunduğu göğüs kemiğine sahipti. Diğer yönleriyle de bu canlı günümüz kuşlarından farksızdı. Tek farkı, ağzında dişlerinin olmasıydı. Bu durum, dişli kuşların, hiç de evrimcilerin iddia ettiği gibi ilkel bir yapıya sahip olmadıklarını gösteriyordu.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#7">7</a> Nitekim Alan Feduccia, Discover dergisinde yayınlanan yorumunda, Liaoningornis&#8217;in, kuşların kökeninin dinozorlar olduğu iddiasını geçersiz kıldığını belirtmişti.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#8">8</a> Archæopteryx&#8217;le ilgili evrimci iddiaları çürüten bir başka fosil ise Eoalulavis oldu. Archæopteryx&#8217;ten 30 milyon yıl daha genç yani 120 milyon yıl yaşında olduğu söylenen Eoalulavis&#8217;in kanat yapısının aynısı, günümüzdeki bazı uçan kuşlarda görülüyordu. Bu da 120 milyon yıl önce, günümüzdeki kuşlardan birçok yönden farksız canlıların göklerde uçmakta olduklarını ispatlıyordu.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#9">9</a> Böylece Archæopteryx ve diğer arkaik kuşların birer ara geçiş formu olmadıkları kesin bir biçimde ispatlanmış oldu. Fosiller, farklı kuş türlerinin birbirlerinden evrimleştiklerini göstermiyorlardı. Aksine, günümüz kuşlarının ve Archæopteryx benzeri bazı özgün kuş türlerinin beraberce yaşadıklarını ispatlıyorlardı. Bu kuşların bazılarının, örneğin Confuciusornis veya Archæopteryx&#8217;in soyları tükenmiş, günümüze ancak az sayıdaki kuş gelebilmişti. Kısacası Archæopteryx&#8217;in birtakım özgün özellikleri, bu canlının bir &#8220;ara form&#8221; olduğunu göstermemektedir. Nitekim bugün evrim teorisinin ünlü savunucularından Harvard paleontologları Stephen Jay Gould ve Niles Eldredge de, Archæopteryx&#8217;in farklı özellikleri bünyesinde barındıran bir &#8220;mozayik&#8221; canlı olduğunu, ama asla bir ara form sayılamayacağını kabul etmektedirler.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#10">10</a></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="127" align="right">
<tbody>
<tr>
<td>
<div>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/resim6767.jpg" border="1" alt="" width="125" height="101" /><br />
Prof. Alan Feduccia</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a id="11." name="11."></a>Öte yandan &#8220;zamanlama uyumsuzluğu&#8221; da, Archaeopteryx hakkındaki evrimci iddialara öldürücü bir darbe indirmektedir. Amerikalı biyolog Jonathan Wells de Icons of Evolution (Evrimin İkonaları) adlı kitabında, Archaeopteryx&#8217;in evrim adına adeta bir &#8220;ikona&#8221; (kutsal sembol) haline getirildiğini, oysa delillerin bu canlının &#8220;kuşların ilkel atası&#8221; olmadığını açıkca gösterdiğini vurgular. Wells&#8217;e göre bunun göstergelerinden biri, Archaeopteryx&#8217;in atası olarak gösterilen theropod (iki ayaklı) dinozorların, aslında Archaeopteryx&#8217;ten daha genç olmalarıdır:</p>
<p>Yerde koşan koşan iki ayaklı dinozorlar, Archaeopteryx&#8217;in teorik atalarından beklenebilecek bazı özelliklere sahiptirler, ama (fosil kayıtlarında) Archaeopteryx&#8217;ten daha sonra ortaya çıkarlar.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#11">11</a></p>
<p align="center">Hayali Kuş-Dinozor Bağlantısı</p>
<p>Archæopteryx&#8217;i ara form olarak göstermeye çalışan evrimcilerin iddiası, başta da belirttiğimiz gibi kuşların dinozorlardan evrimleştiğidir. Oysa dünyanın en önde gelen kuşbilimcilerinden biri olan Kuzey Carolina Üniversitesi profesörü Alan Feduccia, bir evrimci olmasına karşılık, kuşların dinozorlarla akraba olduğu teorisine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Feduccia, şöyle der: <a id="1." name="1."></a>25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#1">1</a><a id="2." name="2."></a>Kansas Üniversitesi&#8217;nde eski kuşlar üzerinde uzman olan Larry Martin de kuşların dinozorlarla aynı soydan geldiği teorisine karşı çıkmaktadır. Martin, evrimin bu konuda içine düştüğü çelişkiden söz ederken, &#8220;doğrusunu söylemek gerekirse, eğer dinozorlarla kuşların aynı kökenden geldiklerini savunuyor olsaydım, bunun hakkında her kalkıp konuşmak zorunda oluşumda utanıyor olacaktım&#8221;<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#2">2</a> demektedir. Kısacası, yegane temelini Archæopteryx&#8217;e dayandırmaya çalışan &#8220;kuşların evrimi&#8221; senaryosu, sadece ve sadece evrimcilerin önkabullerinin ve hayal güçlerinin bir ürünüdür.</p>
<table border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="93%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="429">
<p align="center"><strong>SİNEKLERİN KÖKENİ NEDİR?</strong></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="10" width="23%" align="right">
<tbody>
<tr>
<td height="77">
<div>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/sinekkoken.jpg" border="1" alt="" width="150" height="119" /><br />
Evrim senaryolarından bir örnek:<br />
Sinek yakalamaya   çalışırken aniden kanatlanan dinozorlar!</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="left">Evrimciler, dinozorların kuşlara dönüştüğünü iddia ederken, sinek avlamak için önayaklarını birbirine çırpan bazı dinozorların resimde görüldüğü gibi &#8220;kanatlanıp havalandıklarını&#8221; öne sürerler. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, sadece hayal gücünün bir ürünü olan bu teori, aynı zamanda çok basit bir mantık çelişkisi de içermektedir. Çünkü evrimcilerin burada uçuşun kökenini açıklamak için gösterdiği örnek, yani sinek, zaten mükemmel bir uçma yeteneğine sahiptir.</p>
<p align="left">İnsan saniyede 10 kere bile kolunu açıp kapayamazken, ortalama bir sinek, saniyede 500 kez kanat çırpma yeteneğine sahiptir. Üstelik her iki kanadını eşzamanlı olarak çırpar. Eğer kanatların titreşimi arasında en ufak bir uyumsuzluk olsa sinek dengesini yitirecektir, ama hiçbir zaman böyle bir uyumsuzluk olmaz.</p>
<p align="left">Evrimciler ise, sineğin bu mükemmel uçuş yeteneğinin nasıl ortaya çıktığını açıklamaları gerekirken, sineği çok daha hantal bir varlığın yani sürüngenin uçuşunun nedeni olarak gösteren hayali senaryolar üretmektedirler.</p>
<p align="left">Oysa sadece sinekteki üstün yaratılış bile evrimin iddiasını geçersiz kılar. İngiliz biyolog Wootton Robin, &#8220;Sinek Kanatlarının Mekanik Tasarımı&#8221; başlıklı bir makalede şöyle yazar:</p>
<p align="left">&#8220;Sinek kanatlarının işleyişini öğrendikçe, sahip oldukları tasarımın ne denli hassas ve kusursuz olduğunu daha iyi anlıyoruz&#8230; Son derece elastik özelliklere sahip parçalar, havanın en iyi biçimde kullanılabilmesi için, gerekli kuvvetler karşısında gerekli esnekliği gösterecek biçimde hassasiyetle biraraya getirilmişlerdir. Sinek kanatlarıyla boy ölçüşebilecek teknolojik bir yapı yok gibidir.&#8221;1</p>
<p align="left">Öte yandan, sineklerin hayali evrimine delil oluşturabilecek tek bir fosil bile yoktur. Ünlü Fransız zoolog Grassé &#8220;böceklerin kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz&#8221; derken bunu itiraf eder.2</p>
<hr />
<div>1 J. Robin Wootton, &#8220;The Mechanical Design of   Insect Wings&#8221;, Scientific American, Cilt 263, Kasım 1990, s. 120.<br />
2 Pierre-P Grassé, Evolution of Living Organisms, New York: Academic Press, 1977, s. 30.</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p align="center"><em><strong>Memelilerin Kökeni</strong></em></p>
<p align="left">Evrim teorisi, daha önce de belirttiğimiz gibi, denizden evrimleşerek çıkan hayali birtakım canlıların sürüngenlere dönüştüğünü, kuşların da sürüngenlerin evrimleşmesiyle oluştuğunu iddia eder. Aynı senaryoya göre sürüngenler yalnızca kuşların değil, aynı zamanda memelilerin de atasıdırlar. Oysa vücutları pullarla kaplı, soğukkanlı ve yumurtlayarak çoğalan sürüngenler ile, vücutları tüylü, sıcakkanlı ve doğurarak çoğalan memeliler arasında çok büyük yapısal uçurumlar vardır.</p>
<p>Bu uçurumların bir örneği, sürüngenlerin ve memelilerin çene yapılarıdır. Memelilerde alt çenede tek bir kemik vardır ve dişler bu kemiğin üzerine oturur. Sürüngenlerde ise alt çenenin her iki yanında üçer tane küçük kemik bulunur. Bir başka temel farklılık, tüm memelilerin orta kulaklarında üç tane kemik (örs, üzengi ve çekiç kemikleri) bulunmasıdır; buna karşılık tüm sürüngenlerde orta kulakta tek bir kemik yer alır. Evrimciler, sürüngen çenesinin ve sürüngen kulağının aşamalı olarak memeli çenesine ve kulağına dönüştüğünü iddia ederler. Bunun nasıl gerçekleştiği sorusu elbette cevapsızdır. Özellikle tek kemikten oluşan bir kulağın üç kemikli hale nasıl dönüştüğü ve işitme duyusunun bu sırada nasıl devam ettiği, asla cevaplanamayan bir sorudur.</p>
<p><a id="3." name="3."></a>Nitekim sürüngenlerle memelileri birbirine bağlayabilecek tek bir ara form fosili dahi bulunamamıştır. Bu yüzden evrimci paleontolog Roger Lewin, &#8220;ilk memeliye nasıl geçildiği hala bir sırdır&#8221; demek zorunda kalır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#3">3 </a></p>
<table style="height:232px;" border="1" cellspacing="0" cellpadding="10" width="96%" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="230">
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="5" width="131" align="right">
<tbody>
<tr>
<td height="139">
<div>
<p><strong><img src="http://www.evrimbilim.com/yarasa2.jpg" border="1" alt="" width="120" height="107" /><br />
</strong>50 milyon yıllık yarasa fosili;   günümüzden farksız. (Science, Vol.   154)</div>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/yarasa1.jpg" border="1" alt="" hspace="5" width="120" height="144" align="left" />Evrimciler bütün memeli türlerinin ortak bir atadan geldiğini öne sürerler, oysa ayı, balina, fare ya da yarasa gibi farklı memeli türleri arasında büyük farklılıklar vardır. Dahası bu canlıların çok özel tasarlanmış sistemleri bulunur. Örneğin yarasalar, karanlıkta yol bulmalarını sağlayan çok hassas bir sonar sistemiyle yaratılmışlardır. Modern teknolojinin taklit etmekle yetindiği bu gibi karmaşık sistemlerin, evrimin iddia ettiği gibi rastlantılarla ortaya çıkması ise mümkün değildir. Nitekim fosil kayıtları, yarasaların bugünkü kusursuz yapılarıyla bir anda ortaya çıktıklarını ve hiçbir evrim geçirmediklerini göstermektedir.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>20. yüzyılın en büyük evrim otoritelerinden ve Neo-Darwinist teorinin kurucularından biri olan George Gaylord Simpson ise, evrimciler açısından çok şaşırtıcı olan bu gerçeği şöyle ifade eder:</p>
<blockquote><p><a id="4." name="4."></a>Dünya üzerindeki yaşamın en kafa karıştırıcı olayı, Mezozoik Çağı&#8217;nın, yani sürüngenler devrinin, memeliler devrine aniden değişmesidir. Sanki bütün başrol oyunculuğunun çok sayıda ve türdeki sürüngenler tarafından üstlenildiği bir oyunun perdesi bir anda indirilmiştir. Perde yeniden açıldığında ise, bu kez başrolünde memelilerin yer aldığı ve sürüngenlerin bir kenara itildiği yepyeni bir devir başlamıştır. Ortaya çıkan memelilerin bir önceki devire ait izleri ise yok gibidir.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#4">4</a></p></blockquote>
<p>Dahası, aniden ortaya çıkan memeliler birbirlerinden çok farklıdırlar. Yarasa, at, fare ve balina gibi son derece farklı canlıların hepsi memelidir ve aynı jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır. Bu canlıların aralarında evrimsel bir bağ kurmak, en geniş hayal gücü içinde bile imkansızdır. Evrimci zoolog Eric Lombard, Evolution (Evrim) adlı dergide şöyle yazar:</p>
<blockquote><p><a id="5." name="5."></a>Memeliler sınıfı içinde evrimsel akrabalık ilişkileri (filogenetik bağlar) kurmak için bilgi arayanlar, hayalkırıklığına uğrayacaktır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#5">5</a></p></blockquote>
<p>Tüm bunlar göstermektedir ki, canlılar yeryüzünde her zaman için arkalarında hiçbir evrimsel süreç olmadan, aniden ve kusursuz bir biçimde ortaya çıkmışlardır. Bu, yaratılmış olduklarının çok somut bir ispatıdır. Evrimciler ise, canlı türlerinin yeryüzünde belirli bir sıra ile ortaya çıkmış olmalarını, evrimleşmiş olduklarının göstergesi gibi yorumlamaya çalışırlar. Oysa canlıların yeryüzündeki ortaya çıkış sıralamaları, ortada hiçbir evrim olmadığına göre, &#8220;yaratılışın sıralaması&#8221;dır. Fosiller, yeryüzünün, üstün ve kusursuz bir yaratılışla, önce denizlerde sonra da karada yaşayan canlılarla doldurulduğunu ve bütün bunların ardından da insanoğlunun var edildiğini göstermektedir. İnsanoğlunun yeryüzünde hayata başlaması da -büyük bir kitle telkiniyle kabul ettirilmeye çalışılan &#8220;maymun insan&#8221; masalının aksine- bir anda ve eksiksiz bir biçimde olmuştur.</p>
<p align="center"><em><strong>ATIN EVRİMİ SENARYOSU</strong></em></p>
<p>Yakın bir zamana kadar, evrim teorisine kanıt olarak gösterilen fosil sıralamalarının en başında, atın sözde evrimine ait olduğu öne sürülen hayali bir sıralama gelmekteydi. Oysa bugün pek çok evrimci, atın evrimi senaryosunun geçersizliğini açıkça kabul eder. Kasım 1980&#8242;de Chicago Doğa Tarihi Müzesi&#8217;nde 150 evrimcinin katıldığı, dört gün süren ve kademeli evrim teorisinin sorunlarının ele alındığı bir toplantıda söz alan evrimci Boyce Rensberger, atın evrimi senaryosunun fosil kayıtlarında hiçbir dayanağı olmadığını ve atın kademeli evrimleşmesi gibi bir sürecin hiç yaşanmadığını şöyle anlatmıştır:</p>
<p><img src="http://www.evrimbilim.com/48.jpg" alt="" hspace="5" width="100" height="150" align="left" /><a id="1." name="1."></a>Yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamış dört tırnaklı, tilki büyüklüğündeki canlılardan bugünün daha büyük tek tırnaklı atına bir dizi kademeli değişim olduğunu öne süren ünlü atın evrimi örneğinin geçersiz olduğu uzun zamandır bilinmektedir. Kademeli değişim yerine, her türün fosilleri bütünüyle farklı olarak ortaya çıkmakta, değişmeden kalmakta, sonra da soyu tükenmektedir. Ara formlar bilinmemektedir.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#1">1</a> Rensberger, dürüst bir tutumla atın evrimi senaryosundaki bu önemli açmazı dile getirirken aslında tüm teorinin fosil kayıtlarındaki en büyük çıkmazını, &#8220;ara-geçiş formları çıkmazı&#8221;nı gündeme getirmiştir.</p>
<p>Atın evrimi şemalarının sergilendiği &#8220;İngiltere Doğa Tarihi Müzesi&#8221;nin yöneticilerinden ünlü evrimci paleontolog Colin Patterson da, hala müzenin alt katında duran bu sergi hakkında şunları söyler:</p>
<blockquote><p><a id="2." name="2."></a>Hayatın doğası hakkında her biri birbirinden hayali bir sürü kötü hikaye vardır. Bunun en ünlü örneğiyse, belki 50 yıl önce hazırlanmış olan ve hala alt katta duran atın evrimi sergisidir. Atın evrimi, birbirini izleyen yüzlerce bilimsel kaynak tarafından büyük bir gerçek gibi sunulmuştur. Ancak şimdi, bu tip iddiaları ortaya atan kişilerin yaptıkları tahminlerin, yalnızca spekülasyon olduklarını düşünüyorum.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#2">2</a></p></blockquote>
<p><a id="3." name="3."></a><a id="4." name="4."></a>Peki &#8220;atın evrimi&#8221; senaryosunun dayanağı nedir? Bu senaryo, Hindistan, Güney Amerika, Kuzey Amerika ve Avrupa&#8217;da değişik zamanlarda yaşamış, farklı tür canlılara ait fosillerin evrimcilerin hayal güçleri doğrultusunda küçükten büyüğe doğru dizilmesiyle oluşturulan düzmece şemalarla ortaya atılmıştır. Değişik araştırmacıların öne sürdükleri 20&#8242;den fazla değişik atın evrimi şeması vardır. Hepsi de birbirinden farklı olan bu soy ağaçları hakkında evrimciler arasında da görüş birliği yoktur. Bu sıralamalardaki tek ortak nokta, 55 milyon yıl önceki Eosen Devri&#8217;nde yaşamış &#8220;Eohippus&#8221; (Hyracotherium) adlı köpek benzeri bir canlının atın ilk atası olduğuna inanılmasıdır. Oysa atın milyonlarca yıl önce yok olmuş atası olarak sunulan Eohippus, halen Afrika&#8217;da yaşayan ve atla hiçbir ilgisi ve benzerliği olmayan &#8220;Hyrax&#8221; isimli hayvanın aynısıdır.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#3">3</a> Atın evrimi iddiasının tutarsızlığı, her geçen gün ortaya çıkan yeni fosil bulgularıyla daha açık olarak anlaşılmaktadır. Eohippus ile aynı katmanda, günümüzde yaşayan at cinslerinin de (Equus Nevadensis ve Equus Occidentalis) fosillerinin bulunduğu tespit edilmiştir.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#4">4</a> Bu, modern at ile onun sözde atasının aynı zamanda yaşadığını göstermektedir ki, atın evrimi diye bir sürecin hiçbir zaman yaşanmadığının en açık kanıtıdır. Evrimci yazar Gordon R. Taylor, Darwinizm&#8217;in açıklayamadığı konuları ele alan The Great Evolution Mystery adlı kitabında at serileri hikayesinin aslını şöyle anlatır:</p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="3" width="487" align="center">
<tbody>
<tr>
<td height="169"><img src="http://www.evrimbilim.com/resim2424.jpg" alt="" width="300" height="161" align="left" /></td>
<td>Bir müzede bulunan bu at serisi diğerleri gibi değişik devirlerde değişik coğrafyalarda yaşamış çeşitli hayvanların taraflı bir bakış açısıyla, keyfi olarak birbiri ardına dizilmesiyle oluşturulur. Atın evrimi senaryosunun fosil kayıtlarında hiçbir dayanağı yoktur.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<blockquote><p><a id="5." name="5."></a>Darwinizm&#8217;in belki de en ciddi zaafiyeti, paleontologların, büyük evrimsel değişiklikleri gösterecek olan akrabalık ilişkilerini ve canlı sıralamalarını ortaya koyamamalarıdır&#8230; At serisi genellikle bu konuda çözüme kavuşturulmuş olan yegane örnek gibi gösterilir. Ama gerçek şudur ki, Eohippus&#8217;tan Equus&#8217;a kadar uzanan sıralama çok tutarsızdır. Bu sıralamanın, giderek artan bir vücut büyüklüğünü gösterdiği iddia edilir, ama aslında sıralamanın ileriki aşamalarına konan canlıların bazıları (sıralamanın en başında yer alan) Eohippus&#8217;tan daha büyük değil, daha küçüktürler. Farklı kaynaklardan gelen türlerin bir araya getirilip ikna edici bir görüntüye sahip olan bir sıralamada arka arkaya dizilmeleri mümkündür, ama tarihte gerçekten bu sıralama çinde birbirlerine izlediklerini gösteren hiçbir kanıt yoktur.<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#5">5</a></p></blockquote>
<p>Tüm bu gerçekler, evrimin en sağlam delillerinden birisi gibi sunulan atın evrimi şemalarının, hiçbir geçerliliğe sahip olmayan hayali sıralamalar olduklarını ortaya koymuştur. Bu durum, evrim teorisinin ne derece elle tutulur, ciddiye alınacak bir teori olduğunu göstermesi ve savunucularının amaç ve yöntemlerini gözler önüne sermesi açısından oldukça önemlidir.</p>
<p align="left"><a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#1."><img src="http://www.evrimbilim.com/images/uparrow.gif" border="0" alt="" width="10" height="10" /></a><a id="1" name="1"></a>1. Robert L. Carroll, Vertebrate   Paleontology and Evolution, New York: W. H. Freeman and Co., 1988, s. 198.<br />
<a href="http://www.evrimbilim.com/kuslar.htm#2."><img src="http://www.evrimbilim.com/images/uparrow.gif" border="0" alt="" width="10" height="10" /></a><a id="2" name="2"></a>2. Engin Korur, &#8220;Gözlerin ve Kanatların Sırrı&#8221;, Bilim   ve Teknik, Sayı 203, Ekim 1984, s. 25.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/ahirzamansohbetleri.wordpress.com/334/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=ahirzamansohbetleri.wordpress.com&amp;blog=9049820&amp;post=334&amp;subd=ahirzamansohbetleri&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://ahirzamansohbetleri.wordpress.com/2009/09/09/kuslar-ve-memelilerin-hayali-evrimi-07/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/1dbca97bb466659fa33bd6a50618990d?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">ahirzamansohbetleri</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/akc13.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim122122.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim1919.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim4242.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim6767.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/sinekkoken.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/yarasa2.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/yarasa1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/48.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/resim2424.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/images/uparrow.gif" medium="image" />

		<media:content url="http://www.evrimbilim.com/images/uparrow.gif" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>
